Uyum sadece çocuklardan ve kadınlardan beklenemez
Yeni eğitim öğretim yılı pazartesi günü başlıyor. Milyonlarca çocuk yeniden sınıfları dolduracak; bazıları öğretmenleri ve arkadaşlarıyla buluşmanın heyecanını yaşayacak, bazıları ise ilk kez adım attığı okulun kalabalığına, kurallarına ve temposuna alışmaya çalışacak.
Her eğitim yılının başında çocuklardan benzer şeyler bekliyoruz. Yeni sınıflarına, yeni öğretmenlerine, değişen ders programlarına ve okulun günlük düzenine kısa sürede uyum sağlamalarını istiyoruz. Sabah erken kalkmalarını, uzun saatler boyunca sınıfta kalmalarını, kendileri için belirlenen kurallara uymalarını ve bütün bunları mümkün olduğunca sorun çıkarmadan yapmalarını bekliyoruz.
Oysa uyum, yalnızca çocuğun yerine getirmesi gereken bir görev değildir. Çocuğun okulla kurduğu ilişkinin güven, merak ve mutluluk üzerinden ilerlemesi isteniyorsa eğitim sisteminin de onun gelişimsel ve duygusal ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi gerekir. Ailelerden çocuklarının eğitim hayatına etkin biçimde katılmaları bekleniyorsa işyerlerinin, mesai saatlerinin ve izin haklarının da ebeveynlerin bu sorumluluğu yerine getirebilmesine imkân tanıyacak şekilde düzenlenmesi şarttır.
Çalışan anne ve babalardan çocuklarını okula hazırlamaları, öğretmenleriyle iletişim kurmaları, veli toplantılarına katılmaları ve gerektiğinde okulda bulunmaları isteniyor. Ancak çalışma saatleriyle okul saatleri arasındaki uyumsuzluğu giderecek, ebeveynlere zaman ve güvence sağlayacak düzenlemeler son derece sınırlı kalıyor. Devletin ve iş dünyasının yeterince sorumluluk üstlenmediği bu alan, ailelerin omuzlarına bırakılıyor. “Aileler” denildiğinde eşit bir sorumluluk paylaşımından söz ediliyormuş gibi görünse de gerçek hayatta bu yükü çoğunlukla kadınlar taşıyor.
Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen uyum eğitimleri sırasında alınan karar, bu eşitsizliğin oldukça somut bir örneğini ortaya koydu. Kamuda çalışan ebeveynlerden birine, uyum haftası boyunca ders saatlerine uygun biçimde günde üç saate kadar idari izin kullanma imkânı tanındı. Böylece anne veya babanın, çocuğun hayatındaki bu önemli başlangıca eşlik edebilmesinin önü açıldı.
Ancak aynı hak özel sektör çalışanlarına tanınmadı. İşverenlere, çocukları uyum eğitimine katılan velilere kolaylık göstermeleri yönünde çağrı yapmakla yetinildi. Aynı sınıfa başlayan iki çocuktan birinin ebeveyni idari izinle yanında bulunabilirken diğerinin ebeveyni işvereninden anlayış beklemek zorunda kaldı.
Kamuda çalışan bir ebeveyn için hak olarak tanımlanan ihtiyaç, özel sektörde çalışan için neden rica konusu olsun? Ebeveynlerin çalıştığı kurum farklı olabilir ancak çocukların ihtiyacı değişmiyor. Çocuk merkezli olduğu söylenen bir uygulamanın bütün çocukları ve bütün çalışan ebeveynleri kapsaması gerekir.
Yine de meseleyi yalnızca bir haftalık izin tartışmasına sıkıştırmak, daha büyük bir sorunu gözden kaçırmamıza neden olur. Çocuğun ailesine duyduğu ihtiyaç uyum haftası sona erdiğinde bitmiyor. Hastalandığında, okul tatil olduğunda, öğretmeni görüşmek istediğinde, okul çıkış saati ebeveynin mesaisiyle uyuşmadığında veya yaz tatili başladığında bakım ihtiyacı devam ediyor. Okul öncesi dönemde ise bu ihtiyaç çok daha uzun, yoğun ve kesintisiz biçimde hayatın merkezinde yer alıyor.
Devletin ve çalışma hayatının yeterince sorumluluk üstlenmediği bu alanı aileler dolduruyor. Ancak aile........
