Çocukluğunu yaşamadan büyümek
11 Ekim, Dünya Kız Çocukları Günü. Birleşmiş Milletler bu yıl çocuk yaşta evliliklerin sona erdirilmesini ve kız çocuklarının hakları için daha fazla kaynak ayrılmasını istiyor. Bu çağrıyı okuyunca, yıllar boyunca çocuk gelinlere karşı verdiğim mücadeleyi düşündüm. Tanık olduğum acılar, yarım kalan hayatlar yeniden geldi gözümün önüne.
Daha çocukken evlendirilmiş, okulundan ve arkadaşlarından koparılmış kız çocukları… Kendi hayatıyla ilgili hiçbir karar veremeden bir evin sorumluluğunu üstlenen, anne olan çocuklar… Yaşadıklarını dinlerken insanın boğazı düğümleniyor. Çünkü karşınızda evliliğin yükünü taşıyan bir kadın değil, hâlâ korunmaya, sevilmeye, çocuk olmaya ihtiyacı olan bir kız çocuğu var.
Bu mücadelede en çok içimi acıtan, çocukların isteklerinin ne kadar kolay yok sayılmasıydı. Okumak istemelerinin, hayallerinin, korkularının bir önemi yoktu; büyükler karar vermişti. Bu acının içine sürüklenirken itiraz etmeye bile hakları yoktu. Bir kız çocuğunun hayatı elinden alınırken, ondan buna razı olması bekleniyordu.
Yıllar geçti. Bu konuda verilen mücadeleyle bazı şeyler değişti, daha fazla insan sesini yükseltti, daha fazla kız çocuğunun okulda kalması için çaba gösterildi. Ama bugün hâlâ binlerce çocuğun evlendirildiğini biliyoruz. TÜİK verilerine göre 2025 yılında, daha 16 ve 17 yaşında olan 8 bin 68 kız çocuğu resmî olarak evlendirildi.
Önceki yıllara göre bu sayı görünür oranda azaldı. Fakat insan, tek bir çocuğun bile yaşadıklarına tanık olmuşsa, binlerce kız çocuğunun evlendirildiği bir tabloya bakıp rahatlayamıyor. Üstelik bu sayı yalnızca resmî kayıtlara giren evlilikleri gösteriyor. Kayıtlarda görünmeyen çocukların neler yaşadığını, kaçının okuldan alınıp evlendirildiğini tam olarak bilmiyoruz.
Sekiz bin altmış sekiz… Söyleyip geçiyoruz ama her birinin ayrı bir hayatı var. Sevdiği bir ders, yanında gülmekten kendisini alamadığı bir arkadaşı, olmak istediği bir insan var. Belki henüz ne yapmak istediğini bilmiyor; bilmek zorunda da değil. Önünde düşüneceği, deneyeceği, fikrini değiştireceği yıllar olması gerekiyor.
Çocukken evlendirilen bir kızın elinden işte o yıllar alınıyor. Başkalarının verdiği bir kararla okul hayatı bitiyor, geçimini sağlayacak bir meslek edinemiyor, kendi ayakları üzerinde durma ihtimali kalmıyor. Sonrasında yaşadığı bir haksızlığa, şiddete karşı çıkması da daha güç hâle geliyor. “Evlendi” denilip geçiliyor ama o çocuk, yaşadıklarının acısını ömür boyu taşıyor.
Oysa kız çocukları, fırsat verildiğinde neler yapabildiklerini her gün gösteriyor. TÜİK verilerine göre ortaöğretimi tamamlama oranı kız çocuklarında yüzde 83,5, erkek çocuklarında yüzde 79,2. Kızlar okuyor, çalışıyor, başarıyor ama ne yazık ki birçoğu, kendi hayatıyla ilgili kararları kendisi veremiyor.
Kimi kardeşlerine bakmak zorunda olduğu için ders çalışamıyor, kimi ailesi masrafını karşılayamadığı için eğitimden uzaklaşıyor. Kimine de “Bu kadar okuduğun yeter” deniliyor. Çocuk okula kaydolunca iş........
