Bu ormanda ölüm var
Japonya’nın kutsal dağı Fuji’nin eteklerindeki “Aokigahara Ormanı”na girmeye niyet ederseniz, sizi üzerinde, “Hayat size verilmiş bir hediye, tekrar ve sakince ailenizi, çocuklarınızı ve ailenizi düşünün. Kendinizi yalnız hissetmeyin, kararınızı vermeden önce bizimle konuşun” yazan bir tabela ve bir yardım hattının numarası karşılayacak. Biraz daha ilerlediğinizde ise “Lütfen intihar etmeden önce polisi arayınız!” yazısını göreceksiniz.
Orman, Fuji Dağı’nın eteklerini kaplayan, sık ağaçlı, kalabalık şehir hayatından uzak, sessiz ve huzur verici bir alan gibi görünüyor. Zemindeki lav gözenekleri sesi emerek ortamı daha da sessizleştiriyor. Ağaçlar kıvrılıp dönüyor ve urgana benziyor. Kökleri ipliksi yapıda ve birbirlerinin üzerine, yerde ve ağaçların üzerlerinde örümcek ağına benzeyen bir yapıda büyüyor. Arazi dağlık, zemin kayalık, engebeli ve sert, ayrıca yüzlerce mağaraya ev sahipliği yapıyor. Yaban hayatı yok denecek kadar az, ziyaretçiler; ağaçların yapısı ve yosun örtüsü ile birleşince, sessizlik ve durgunluk hissinin tarif edilemeyecek kadar ağır olduğunu dile getiriyorlar.
Japonya, G7 ülkeleri arasında en yüksek intihar oranına sahip ülke. Aokigahara Ormanı ise popüler bir intihar noktası olarak kötü bir üne sahip, insan ruhunun karanlığını yakalayabilen bir doğası var sanki.
Ormanın, genellikle Japon mitolojisindeki iblislerle ilişkilendirildiği biliniyor. Ormanın içine 2 – 3 km girildiğinde, ürkütücü uğultuların duyulduğunu söyleyenler de var. Elbette bu uğultuların kaynağını bilen yok, ama Japonlar, seslerin dünya ile ölüm arasında sıkışmış ruhların çığlıkları olduğunu düşünüyorlar. Japon tarihi, halk inanışları ve popüler yazın, intiharı bunca içselleştirmiş kültürün pek de masum olmadığını gösteriyor.
Yerel efsaneye göre Aokigahara, bir zamanlar “ubasute” uygulanan bir yermiş. Terim, “yaşlı veya hasta bir aile bireyinin uzak bir yere bırakılarak ölüme terk edilmesi” anlamına geliyor. Kaynaklar, Aokigahara Ormanı ile ilişkilendirilen “ubasute” geleneğinin kökenlerini 19. yüzyıla dayandırıyor. Bu da, ormandaki uğultuların arada kalmış ruhların çığlıklarından çok Japon toplumunun kolektif bilinçdışının suçluluğunun iniltisi olduğunu düşündürüyor.
Ölmek için bu sessizliğin ve mahremiyetin seçilmesinde Japon kültüründeki “utanç” kavramının ve beraberinde getirdiği “yetersizlik” hissinin olduğu söylenebilir mi? Şüphesiz cevap “evet”. Bu bağlamda orman, bireyler için topluma karşı daha az öfke barındıran, sessiz ve fark edilmeden ölebilecekleri bir yer olarak görülür. Ormanın canlı sevmeyen doğası içinde ölü bedenlerin zor bulunması, burada intiharın ana nedenlerinden biridir. Konu hakkında çalışan akademisyenlerin ortak görüşü de ormanın bir tür “kutsal alan” olarak algılandığı ve bireylerin ölüm yoluyla varlıklarını hem fiziksel hem de sembolik olarak sonlandırmak istedikleri yönünde birleşir. 2018’de bulunan bir ceset ve çadırın yanında bulunan........
