KÖTÜLÜK PROBLEMİ VE SAİD NURSİ
Kötülük problemi, felsefi literatürde “teodise” (ilahi adalet sorunu) düşünce tarihinin en kadim ve en çetin meselelerinden biri. Ateistlerce dindarlara karşı çok güçlü bir kanıt olarak kullanılmaya devam ediyor. Dindarlarca (teistler) verilmiş yüzlerce inandırıcı yanıta rağmen günümüzde bile teizm ve ateizm tartışmalarında en güncel konuların başını çekiyor “kötülük problemi”. “Hayati” olarak bakıldığında -ne yaparsak yapalım- ateistlerce biz dindarların yumuşak karnı olarak görülmeye devam edecek gibi.
“Kitabi” olarak bakıldığında dindarların yaklaşımı -öznel olmakla birlikte- çok daha bütünlüklü, derinlikli, sistemli bir dünya görüşünü işaretlerken; ateistlerin yaklaşımı tam aksine çok daha rastlantısal, parçalı, yüzeysel bir dünya görüşünü serimler. Teist, kötülüğü kabul eder, üzerini örtmez ama bağlandığı dünya görüşü gereği tanrısal bir hikmete bağlar. Ateist parçacı bir gözle baktığından tikel olarak kötülüğün kendisinde ısrar eder, bağlandığı dünya görüşü gereği bütün dünyanın sistematik bütünlüğünden yalıtarak bakar ona.
Son kertede ateistin dediği gibi yalın bir halde kötülüğün varlığı kabul edilse bile kötülük yalnız başına Allah’ın yokluğu için kâfi ölçüde bir neden değildir. Kaldı ki ateistlerin Tanrının yokluğunu kanıtlama sadedinde bundan başka sarılacakları işlevsel bir kanıt yok. Ateist argümanların ana omurgasını teşkil eden bu problemin teist (dindar) dünya görüşü içerisinde çok daha anlamlı ve makul bir temele oturduğunu kabul etmemiz gerekiyor. En azından biz dindarlar böyle kabul ediyoruz. Ateistler de birazcık empati yapıp, yani bizim gibi bakmaya gayret gösterse eminim onlar da kabul eder.
Belki teistlerin ‘üstenci’ ve mutlak hakikati avuçlarının içerisinde görmelerinin verdiği bir........
