KENDİNİ İNŞA ETMEK
“Kendimi bulmak istiyorum.”
Bu cümleyi hayatının bir döneminde pek çok insan kurmuştur. Bir ilişkinin bitiminde, meslek seçiminde, annelik ya da babalıkla birlikte değişen yaşam düzeninde, bir kaybın ardından ya da yalnızca “Ben artık böyle yaşamak istemiyorum.” Dediğimiz bir dönemde…
Peki gerçekten kendimizi mi buluyoruz?
Belki de mesele kendimizi bulmaktan çok, kendimizi inşa etmektir. Kendini bulmak ifadesi, içimizde bir yerde zaten var olan, değişmez ve tamamlanmış bir gerçek benliğin bizi beklediği düşüncesini taşır. Oysa insan psikolojik açıdan durağan bir yapı değildir. Kimliğimiz, deneyimlerimiz, ilişkilerimiz, seçimlerimiz, değerlerimiz, yaşadığımız çevre ve hayat boyunca karşılaştığımız değişimlerle birlikte şekillenir.
Erik Erikson, kimlik gelişimini yaşam boyu devam eden bir süreç olarak ele almıştır. Özellikle ergenlik döneminde kimlik oluşumunun önemli bir gelişim görevi olduğunu belirtse de, insanın “Ben kimim?” sorusuyla yalnızca ergenlikte karşılaşmadığını biliyoruz. Hayatın önemli geçişleri bizi yeniden düşünmeye zorlar.
Bazen “Ben kimim?” sorusu, aslında başka bir sorunun habercisidir: Bundan sonra kim olmak istiyorum? Bu varoluşçu psikolojinin önemli bir kapısı açılır.
Varoluşçu düşünür Jean-Paul Sartre’ın “varoluş özden önce gelir” görüşü, insanın kimliğini değişmez bir yapı olarak değil, seçimleri ve eylemleriyle şekillenen bir süreç olarak ele alır. Elbette bu, insanın her koşulda sınırsız özgürlüğe sahip olduğu anlamına gelmez. Hepimizin geçmişi, biyolojik özellikleri, içinde yaşadığı toplum ve değiştiremeyeceği koşulları vardır. Ancak sahip olduğumuz koşullar ile bu koşullara vereceğimiz karşılık arasında hâlâ bir alan bulunur.
Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” adlı eserinde insanın en temel meselelerinden birinin yaşamına anlam verebilmek olduğunu anlatır. Ona göre anlam, herkes için önceden belirlenmiş tek........
