KOŞMAYI DA MI SATIN ALDIK?
Artık kendini öylece dışarı atıp koşmak biraz iptidai kalıyor. Önce doğru ayakkabı, sonra saat, uygulama, pace hesabı, koşu grubu… Ardından toplu kahve, mümkünse estetik bir masa ve günün kilometresiyle birlikte sosyal medyada küçük bir faaliyet raporu. Çünkü koşu artık yalnızca koşu değil; aynı zamanda bir kimlik.
KOŞMUYORSUNUZ, “RUNNER” OLUYORSUNUZ
Bir dönem yoga, sonra Pilates, CrossFit, padel… Şimdi koşu.
Popüler kültürün tuhaf bir değneği var. Dokunduğu şeyi yalnızca yaygınlaştırmıyor; ona kıyafet, jargon, mekân, fotoğraf açısı ve sosyal statü de veriyor.
O şey her ne ise onu yapmıyorsunuz, onun insanı oluyorsunuz. Koşmuyorsunuz; “runner”sınız. Kahve içmiyorsunuz; üçüncü nesil kahvecisiniz. Kitap okumuyorsunuz; okuma rutininiz var. Yürümüyorsunuz; adım hedefinizi tamamlıyorsunuz. Hayatın sıradan eylemlerini sıradan bırakmaya tahammülümüz kalmadı. Kapitalizm önce bizi “olmak”tan “sahip olmak” düzeyine geriletmişti; bugün ise “gibi görünmek” düzeyinde yaşıyoruz. Artık koştuğumuza ikna olmak için önce koşuyor gibi görünmemiz gerekiyor. Guy Debord, 1967'de “Gösteri Toplumu”nu yazarken Strava'yı görseydi muhtemelen birkaç bölüm daha eklerdi.
KOŞU VAR, KOŞUCULUK VAR
Dünyada son birkaç yıldır yeni bir “running........
