MESELE SADECE KOLTUK VE KAPTANLIK KAVGASI DEĞİL Kİ...
Bu nedenle maç asla ölçü değildi...
Yine de kazanıldı..
“Puansız ve golsüz” faça biraz düzeldi...
Ama gerçek asla değişmedi..
Ortaya.çıkan tabloya göre; Türkiye turnuvanın en zayıf takımlarından biriydi...
Peki ilk maçtan sonra ne olmuştu?
Soğukkanlılık ve saha içi tespit bitmiş..
Yerini inkar almıştı...
İstatistik kalkanı çekilmiş..
“Topa sahip olduk..”
“Şut çektik..”
“Şanssızdık” söylemleriyle, göz boyamak istenilmişti..
Bu söylem belki futbolu yüzeysel takip edeni ikna ederdi, ama gerçeği asla örtemezdi..
Peki hezimetin başrolünde kim vardı?
Baş.aktörler İbrahim Hacıosmanoğlu ve Vincenzo Montella...
Yardımcı oyuncular ise, Hakan Çalhanoğlu ve Merih Demiral...
Saha içi liderleri denildi..
Tepkiler giderek büyüdü..
Çünkü gerçeği inkar, özeleştiri kadar ağırdı..
KOLTUK PANİĞİ VE TERİM HEDEFİ...
Sonra iş çığırından çıktı..
“Türklük” sorgulandı...
Hacıosmanoğlu koltuk kaygısıyla Fatih Terim’e saldırdı, dahası eleştirileri susturmak için, Bakan Gürlek’i göreve çağırdı...
Muhabirler arandı...
Yorumcular ile telefon trafiğine girdi...
Etki........
