Türk Voleybolunda Yerli Antrenör Kıyımı
Açık konuşalım:
Bu bir tercih değil, bu bir politikadır.
Yıllarını altyapılarda geçiren, yokluk içinde sporcu yetiştiren, milli takımlara oyuncu kazandıran Türk antrenörler; iş vitrine gelince bir kenara itilmektedir. Yetiştirdiği sporcunun milli takımda parladığını izleyen Türk antrenör, o takımın başında yer bulamıyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır.
Peki soruyoruz:
Bu düzen kime hizmet etmektedir?
Yabancı antrenörlere ödenen astronomik ücretler, sağlanan ayrıcalıklar ve koşulsuz güven ortamı; Türk antrenörlere neden reva görülmemektedir? Aynı başarıyı getiren, hatta temeli atan yerli antrenörler neden ikinci sınıf muameleye tabi tutulmaktadır?
Bu tablo artık “gelişim” söylemleriyle açıklanamaz. Bu, açıkça yerli emeğin değersizleştirilmesi, Türk antrenörlerin itibarsızlaştırılmasıdır.
Daha da vahimi, bu anlayış genç antrenörlere şu mesajı vermektedir:
“Ne kadar çalışırsanız çalışın, zirve size kapalı.”
Bu yaklaşım sadece bireyleri değil, Türk voleybolunun geleceğini de tehdit etmektedir. Kendi antrenörüne güvenmeyen bir sistem, kendi geleceğini de inşa edemez.
Türkiye Voleybol Federasyonu artık bu tabloyu görmezden gelemez. Liyakatten söz edilecekse, bu liyakat önce kendi insanına uygulanmalıdır. Yerli antrenörleri yok sayan bir anlayış ne millidir ne de sürdürülebilirdir.
Buradan açık çağrımızdır:
Türk antrenörlerin emeğini yok sayan bu düzen derhal gözden geçirilmeli, adil ve eşit bir yapı kurulmalıdır.
Aksi takdirde bugün kazanılan başarılar, yarının en büyük kayıplarına dönüşecektir.
BİLİN İSTEDİM O KADAR.
50 YILDIR VOLEYBOLUN NEFERİ
