menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Uzun yaşam kimin sorumluluğu: Devletin mi, bireyin mi?

18 0
10.08.2026

Geçtiğimiz günlerde fütürist Ufuk Tarhan’ın uzun yaşam ekonomisi ve kamu destekli uzun ömür altyapısı üzerine yaptığı bir paylaşım dikkatimi çekti. Paylaşım, bende bu yazının çıkış sorusunu tetikledi:

Uzun ve sağlıklı yaşamak kimin sorumluluğu? Devletin mi, sağlık sisteminin mi, yoksa bizim mi? Sanırım geleceğin cevabı şu olacak: Hepsinin. Ama farklı sorumluluklarla.

Son yıllarda “longevity” sağlık dünyasının en popüler kavramlarından biri. Biyolojik yaş testleri, genetik analizler, giyilebilir teknolojiler, yapay zeka, takviyeler ve kişiselleştirilmiş sağlık programları giderek büyüyen bir ekonomi yaratıyor. Küresel longevity pazarının 2026'da 740 milyar doları aşması bekleniyor. Sektör aktörleri daha geniş bir çerçevede 8 trilyon dolarlık bir dönüşümden söz ediyor. Bu büyüme, epizodik hastalık tedavisinden proaktif ve veri temelli sağlıklı yaşam süresi yönetimine doğru yapısal bir kaymadan kaynaklanıyor. 

Bu ekonomiye baktığımızda longevity’yi artık yeni bir wellness trendi olarak görmek yanlış olur. Çünkü toplumlar yaşadığımız hayatta sağlıklı ve bağımsız geçirdiğimiz yılların sayısını arttırmak için uğraşmamız gerektiği bilincine varıyor. Bilim, ömür (lifespan) kadar sağlıklı yaşam (healthspan) süresini uzatmak için araştırmalar yapıyor.

Dört ülke, dört farklı ders

Dünyaya baktığımızda bunun tek bir modeli olmadığını görüyoruz.

Japonya, uzun yaşamı günlük hayatın içine yerleştirmiş durumda. Beslenme, hareketlilik, sosyal bağlar ve ileri yaşlarda toplumsal hayattan kopmamak sistemin görünmeyen parçaları. Japonya’nın verdiği mesaj basit: Longevity hastanede değil, hayatın içinde başlıyor.

Singapur ise sağlıklı yaşlanmayı giderek daha fazla bir kamu politikası olarak ele alıyor. Koruyucu sağlık, taramalar, dijital sağlık ve toplum temelli yaşlanma programları aynı hedefin parçaları. Buradaki ders de farklı: Sağlıklı yaşlanma tesadüfe bırakılamayacak kadar stratejik bir konu.

İspanya bize başka bir şey hatırlatıyor. Akdeniz tipi beslenmenin yanında yürünebilir şehirler, günlük hareket ve güçlü sosyal ilişkiler sağlıklı yaşlanmanın önemli bileşenleri. Bazen en etkili sağlık teknolojisi yeni bir cihaz değil, yaşam biçimimizin kendisi.

Peki Türkiye?

Türkiye son yirmi yılda sağlık hizmetlerine erişim, hastane altyapısı, teknoloji ve tedavi kapasitesinde büyük bir dönüşüm gerçekleştirdi. OECD’nin 2025 verilerine göre nüfusun yüzde 99’u........

© Forbes Türkiye