menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden centilmenler ve hanımefendiler azalıyor?

34 0
17.09.2026

Centilmenlik ve hanımefendilik eski dünyanın süsü değildir. Güven yaratan, iş hayatını öngörülebilir, siyaseti yaşanabilir, toplumu daha huzurlu kılan önemli bir medeniyet sermayesidir.

Yan masada insanlar keyifle yemek yiyor. Belki uzun zamandır görüşmeyen iki dost hasret gideriyor, belki bir aile çocuğunun doğum gününü kutluyor. Biz ise sigarayı paketinden çıkarıp adeta bir emzik gibi dudaklarımızın arasına yerleştiriyor, dumanını gelişigüzel etrafa üflüyoruz.

O masada hayatında hiç sigara içmemiş insanların yemeğini, sohbetini ve temiz hava hakkını düşünmüyoruz.
Otobüste, trende, havaalanında avazımız çıktığı kadar telefonla konuşuyor; özel hayatımızı, işimizi, aile tartışmalarımızı hiç tanımadığımız insanlara zorla dinletiyoruz. Vapur iskeleye yanaşmadan kapıya yığılıyor, beş dakika erken inebilmek için önümüzde kim varsa ezip geçiyoruz. Uçak daha park etmeden ayağa kalkıyor, pasaport kuyruğunda bir kişilik avantaj yakalamak için araya girmenin yolunu arıyoruz.

Garsona sipariş verirken gözünün içine bakmıyor, “lütfen” ve “teşekkür ederim” demeyi gereksiz buluyoruz. Yemekteki küçük bir gecikmenin öfkesini, mutfakta hiçbir sorumluluğu olmayan genç çalışandan çıkarıyoruz. Otoparkta iki araçlık yer kaplıyor, asansörden çıkanlara yol vermeden içeri dalıyor, arkamızdan gelenin yüzüne kapıyı bırakıyoruz.
Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünebilir.

Oysa uygarlık, tam da bu küçük ayrıntılarda belli olur.

İlişkilerimiz neden hoyratlaşıyor?

Gündelik hayatımızda giderek daha fazla acele, öfke ve tahammülsüzlük var. İnsanlar birbirlerine daha kolay bağırıyor, daha çabuk hakaret ediyor, daha az özür diliyor.

Nezaket zayıflık, sabır beceriksizlik, teşekkür gereksiz resmiyet, özür dilemek ise yenilgi sayılıyor. En öne geçeni başarılı, en yüksek sesle konuşanı güçlü, en sert cevabı vereni haklı zannediyoruz.

Çağımız hız, görünürlük ve rekabet üzerine kurulu. Daha çabuk yetişmek, daha çok kazanmak, daha fazla dikkat çekmek, daha öne geçmek istiyoruz. Bu koşuşturma içinde karşımızdaki insanı bir kişilik olmaktan çıkarıp müşteriye, seçmene, çalışana, takipçiye, rakibe ya da önümüzdeki bir engele dönüştürüyoruz.
İlişkiler giderek işlemsel hâle geliyor:

“Bana ne faydası var?”
“İşime yarar mı?”
“Çevresi güçlü mü?”
“Ondan ne elde edebilirim?”

Bu hesapların arasında dostluk, vefa, mahcubiyet, incelik, gönül alma ve hatır bilme gibi kavramlar zayıflıyor. İnsanlar kolayca siliniyor, yılların ilişkisi bir telefon mesajıyla bitiriliyor, verilen sözler koşullar değişince unutuluyor.
Sosyal medya da bu hoyratlığı büyütüyor. İnsanlar yüz yüze söylemeye cesaret edemeyecekleri sözleri ekran arkasından kolaylıkla yazabiliyor. Öfke, hakaret ve kutuplaşma; bilgiden, ölçülülükten ve incelikten daha fazla ilgi görüyor.
Ama sorun yalnızca teknolojide değil. Asıl sorun, başkalarının varlığını, alanını, zamanını, hakkını ve onurunu hesaba katma alışkanlığımızı kaybetmemiz.

Bu nedenle centilmenlik ve hanımefendilik üzerine konuşmak nostaljik bir görgü sohbeti değildir. Mesele, birlikte yaşama kültürünü yeniden inşa etmektir.

Centilmenlik takım elbise değildir

“Centilmen” denildiğinde hâlâ iyi dikilmiş bir takım elbise, düzgün bağlanmış kravat, parlak ayakkabılar ve ağırbaşlı bir konuşma biçimi akla geliyor. “Hanımefendi” denildiğinde ise zarif giyinen, ölçülü konuşan, sofra kurallarını bilen bir kadın hayal ediliyor.

Bunların hiçbirinde yanlış yok. Fakat gerçek centilmenlik ve hanımefendilik görünüşten önce bir karakter meselesidir.
İyi giyinmek zarafet değildir; karşımızdaki insanın onurunu gözetmek zarafettir. Hangi çatalın kullanılacağını bilmek tek başına görgü değildir; aynı sofrada bulunanların rahatını düşünmek görgüdür. Güzel konuşmak değerlidir; asıl ölçü, öfkelendiğimizde hangi kelimeleri seçtiğimizdir.

İnsanın gerçek niteliği, kendisinden güçlü olanlara nasıl davrandığında değil; kendisine hizmet edenlere, kendisinden daha güçsüz gördüklerine ve bir daha karşılaşmayacağını düşündüğü insanlara karşı tutumunda ortaya çıkar.
Bir insanın karakterini anlamak istiyorsanız yalnızca dostlarıyla nasıl konuştuğuna bakmayın. Garsona, şoföre, sekretere, güvenlik görevlisine, temizlik çalışanına, yaşlılara, çocuklara ve hayvanlara nasıl davrandığına bakın.
Nezaket, karşılığında bir şey beklenmeden gösterildiğinde ahlaki değere dönüşür.

Kuyruk küçük bir medeniyet sınavıdır

Görgüyü çoğu zaman sofrada hangi çatalın kullanılacağını bilmek, davetlerde doğru kıyafeti seçmek ya da belli hitap biçimlerini kullanmak sanıyoruz.

Oysa görgünün özü çok daha basittir:

Başkalarının da en az bizim kadar önemli olduğunu kabul etmek.
Açık havada sigara içmenin yasal olması, dumanı başkalarının üzerine üfleme hakkı vermez. Özgürlük, başkasının ciğerine duman gönderdiğimiz yerde biter.

Toplu taşıma aracında yüksek sesle telefonla konuşmak, kamusal alanı kendi salonumuz; çevremizdeki insanları da mecburi dinleyicilerimiz gibi görmektir.

Vapurdan birkaç dakika önce inmek, uçağın kapısına ilk ulaşmak ya da pasaport kuyruğunda birkaç kişi öne geçmek bize ne kazandırır? Belki üç dakika.

Peki ne kaybettirir?

Sabır, saygı, itibar ve........

© Forbes Türkiye