menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke Paktı: Orta Doğu’nun güvenlik düzeni yeniden mi yazılıyor?

33 0
08.08.2026

“Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yeni anlaşma henüz bir “İslam NATO’su” değil. Ama sıradan bir savunma işbirliği anlaşmasından çok daha fazlası olabilir.”

Uluslararası siyasette bazı anlaşmalar, imzalandıkları gün taşıdıkları anlamdan çok, gelecekte açabilecekleri kapılarla önem kazanır.

7 Ağustos 2026’da Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması böyle bir belge olabilir.

Çünkü burada yalnızca askerî eğitimden, ortak tatbikatlardan, savunma sanayii projelerinden veya istihbarat paylaşımından söz edilmiyor.

Anlaşmanın merkezinde çok daha güçlü bir cümle var:

Taraflardan birine yapılacak silahlı saldırı, üçüne yapılmış sayılacak.

Diplomatik metinlerde kelimeler tesadüfen seçilmez. Bunun uluslararası güvenlik literatüründeki karşılığı açıktır: kolektif savunma taahhüdü.

Reuters’ın anlaşmaya ilişkin ilk haberinde de vurgulandığı gibi üç ülke, birine yönelik saldırıyı hepsine yapılmış kabul eden bir güvenlik formülü üzerinde mutabık kaldı. Bununla birlikte uygulamanın askerî ayrıntıları henüz kamuoyuna açıklanmış değil. 

Bu yüzden Mekke Paktı’nı iki yanlış uçtan da korumak gerekiyor.

Bu, sıradan bir savunma işbirliği protokolü değildir. Ama henüz bir “İslam NATO’su” da değildir.

Asıl önemli soru, bu ikisinin arasında nasıl bir güvenlik mimarisinin doğmakta olduğudur.

Mekke’de başlayan bir hikâye değil

Bugünkü anlaşmayı anlamak için en az bir yıl geriye gitmek gerekiyor.

17 Eylül 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan, Riyad’da Strategic Mutual Defense Agreement imzaladılar.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan resmî açıklamadaki hüküm son derece açıktı: Taraflardan birine yönelik saldırı, her ikisine yönelik saldırı sayılacaktı. Anlaşmanın amacı da “ortak caydırıcılığı güçlendirmek” olarak tanımlanıyordu. ⁠

Dolayısıyla Mekke’de sıfırdan yeni bir ittifak yaratılmadı.

Daha doğru okuma şu olabilir: Pakistan–Suudi stratejik savunma ekseni Türkiye’nin katılımıyla daha büyük, daha dengeli ve çok daha iddialı bir üçlü yapıya dönüşüyor.

Bu üç ülke birbirinin aynısı değil. Tam tersine, yapının potansiyel gücü sahip oldukları farklılıklardan kaynaklanıyor.

Suudi Arabistan sermayeyi, enerji gücünü, Körfez’in merkezindeki coğrafyasını ve Arap dünyasındaki siyasi ağırlığını getiriyor.

Türkiye NATO tecrübesini, büyük ve operasyonel kabiliyeti yüksek silahlı kuvvetlerini, hızla büyüyen savunma sanayiini ve Balkanlar’dan Karadeniz’e, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan benzersiz stratejik erişimini getiriyor.

Pakistan ise büyük ordusunun yanı sıra başka hiçbir Müslüman ülkenin masaya koyamadığı bir kabiliyete sahip: nükleer caydırıcılık.

İşte Mekke Paktı’nın en hassas boyutu burada başlıyor.

“Birimiz hepimiz için” ne kadar gerçek?

Anlaşmanın kullandığı formül kaçınılmaz olarak NATO’nun 5. maddesini hatırlatıyor.

Fakat önemli bir ayrıntıyı unutmamak gerekir. NATO’nun 5. maddesi bile üyelerin otomatik olarak aynı askerî tepkiyi vermesini gerektirmez. Bir müttefik saldırıya uğradığında diğerleri yardım etmekle yükümlüdür; ancak hangi tedbirin gerekli olduğuna her ülke kendi anayasal ve siyasi süreçleri çerçevesinde karar verir.

Dolayısıyla kolektif savunma ile otomatik savaş ilanı aynı şey değildir.

Mekke Paktı açısından da bugün benzer bir ayrım yapmak gerekiyor. Siyasi taahhüt güçlü ve açıktır. Operasyonel yükümlülüğün sınırları ise henüz açıklığa kavuşmuş değildir.

Türkiye’ye büyük çaplı bir dış saldırı olması halinde Pakistan ve Suudi Arabistan’ın artık bunu sadece “Türkiye’nin sorunu” olarak görmesi siyasi bakımdan son derece güçleşmiştir.

Aynı şekilde Suudi Arabistan’a yönelik ciddi bir saldırı Ankara ve İslamabad için doğrudan ittifak meselesine dönüşecektir.

Fakat asıl sınav metinde değil, uygulamada olacak.

Üç ülke ortak tehdit değerlendirmesi yapacak mı?

Daimî bir askerî koordinasyon mekanizması kurulacak mı?

Hava ve füze savunma sistemleri birbirine bağlanacak mı?

Gerçek zamanlı istihbarat paylaşımı olacak mı?

Kriz durumunda hangi ülkenin hangi kuvveti, hangi sürede ve hangi komuta yapısı altında harekete geçecek?

Çünkü NATO’yu NATO yapan yalnızca 5. madde değildir.

Yetmiş yılı aşkın süredir oluşturulmuş komuta yapısı, müşterek planlama, standartlaşma, tatbikatlar, lojistik ağ ve siyasi istişare mekanizmasıdır.

Mekke Paktı’nın gerçek ağırlığı da deklarasyondan doktrine, doktrinden kapasiteye geçip geçemeyeceğine bağlı olacaktır.

Odadaki nükleer fil

Mekke anlaşmasını diğer bölgesel güvenlik girişimlerinden ayıran en önemli unsur Pakistan’dır.

Daha doğrusu Pakistan’ın atom bombasıdır.

Pakistan’ın nükleer doktrini tarihsel olarak Hindistan’a karşı caydırıcılık üzerine kurulmuştur.

Fakat 2025’te Suudi Arabistan ile imzalanan karşılıklı savunma anlaşmasından itibaren yeni bir soru ortaya çıktı:

Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı artık kendi ulusal sınırlarının ötesine uzanıyor mu?

Bu soruyu komplo teorisi diyerek geçiştirmek........

© Forbes Türkiye