Niyet Ettim Okumaya, Okutmaya…!
Dünyadan, Bizden ve Ötelerden Okumaya Dair Uygulamalar!
Kalbi ve zihni kelimelerle inşa eden bir medeniyet okuması yapabilir miyiz?
Kim bilir?
Dünya üzerinde eğitimde zirveye yerleşen ülkelerin başarısı, kütüphane raflarındaki tozlu sayfaların hayatın tam merkezine indirilmesinde gizlidir. Okumak için kitap ve kütüphane bulamadığımız zamanları yaşayanlar şimdiki bolluğun kıymetini çok iyi anlayacaklardır. Yeni nesillere de anlatabilmeliyiz. Bir zamanlar yoklukla imtihan vardı, şimdi de varlıkla imtihan ediliyor insan. Şairin dediği gibi “İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su!”
Singapur’dan Finlandiya’ya, Japonya’dan Güney Kore’ye kadar uzanan bu başarı hikayelerinde okul tatilleri birer mola değil, kelime dağarcığını zenginleştiren etkili, anlamlı birer kazanım dönemidir.
Finlandiya’da kütüphaneler tatil boyunca ailelerin en uğrak sosyal alanı haline gelirken, Japonya’da “Asa no Dokusho” denilen sabah okumaları sessiz bir tefekkür geleneği olarak tatil sabahlarında yapılır. Güney Kore ve Singapur gibi ülkelerde ise kelime bilgisi bir hayatta kalma becerisi olarak görülür ve çocuklar okudukları metinlerden topladıkları yeni kelimeleri birer hazine gibi günlük dillerine nakşederler.
Bu toplumlarda kitap okumak sadece bir ödev değil, bireyin kendi dünyasını ve toplumunu anlama çabası olarak kökleşmiştir.
Aslında bu modern uygulamaların çok daha köklü ve zarif örnekleri Türk tarihinin derinliklerinde, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinde mevcuttur. Yani kendi geçmişimizde de bunun en müşahhas örnekleri var. Yeter ki bakmak, okumak, anlamak ve uygulamak isteyelim.
Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün kurduğu Nizamiye Medreseleri, sadece bilginin öğretildiği değil, kitabın kutsal bir emanet gibi taşındığı merkezlerdi. Osmanlı’da ise okuma kültürü saraydan sokağa kadar sirayet etmiş bir yaşam biçimiydi; örneğin Fatih Sultan Mehmet’in seferlerde bile yanında özel bir kütüphane taşıtması ve geceleri kitap okutmadan uyumaması, okumanın bir devlet adamı için hava kadar elzem olduğunun nişanesidir. Nişane demek “belirti, im, iz” demektir. Bilenler elbette ki vardır ancak biz yine de not düşelim ki kelime bilgisine atıf yapmış olalım.
Tarihçi İsmail Erünsal’ın araştırmalarında vurguladığı üzere, Osmanlı’da kurulan vakıf kütüphaneleri ve “Huzur Dersleri” gibi yüksek düzeyli okuma meclisleri, kitabın toplumun ruh köküne nasıl nüfuz “kelimeye dikkat!” ettiğini gösterir. Hatta camilerde halka açık yapılan “Mesnevi” veya “Şifa-i Şerif” okumaları, okuryazarlığın sadece bir teknik beceri değil, bir irfan ve karakter terbiyesi olarak tatil........
