“Oku ki Cehalet Yaşam Alanı Bulamasın!”
“Bizim Çocuk Artık Kitap Okuyor” “Kalbi Kitapla Atan Nesiller Nasıl Yetiştirilir?”
Kıymetli okurlarım, bugün dükkânı biraz dertleşerek açalım. Okullarda, imza günlerinde yahut bir çay ocağında, otobüs durağında, metrobüs sırasında, pide kuyruğunda, toplantıda, kahvaltıda, piknikte, sahilde, Ramazan’da Kurban’da ne zaman bir dostumuzla, tanıdığımızla karşılaşsam hep aynı soru,
“Hocam, bizim çocuk hiç kitap okumuyor, ne yapsak?”
Salata yapsak, yumurta haşlasak bir de analı kızlı, topalak çorbası, buğday gavırgası mı yapsak? Bu sersuhanadan sonra asıl konumuza geçelim.
Evvela şunu bilelim; kitap okumak sadece bilgi edinmek değildir. Bizim medeniyetimizde “Oku!” emriyle başlayan o kutsal yolculuk, önce kendini, sonra kâinatı anlamlandırma gayretidir. Biz evladımıza sadece kâğıt yığınlarını değil, bir edebi, bir ahlakı ve tefekkür dünyasını sevdirmeye çalışıyoruz. Sevdirmediğimizde, tefekkür ettirmediğimizde birileri onları meşgul edecek bir şeyler buluyor.
Peki, nerede hata yapıyoruz? Evladına “Oku!” deyip kendisi televizyon karşısında vakit öldüren bir ebeveyn ne kadar samimidir? Çocuk; babasının elinde bir kitap, anasının kucağında bir mushaf görmedikçe; o evin duvarları kitap kokmadıkça, okumayı sadece okulun bir “angaryası” sanır. Yani ödev verilmeden de kitaba giden her yolu hazır etmeliyiz.
İşe gönülden başlamalıyız. Ona evde küçük bir........
