menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İlber Ortaylı'nın Ardından

35 0
14.03.2026

Bazı insanlar vardır; yalnızca bildikleriyle değil, bilgiyi yaşama biçimleriyle de iz bırakırlar. Onlar bir ömür boyunca okudukları, öğrendikleri ve biriktirdikleriyle adeta yaşayan bir kütüphaneye dönüşürler. Böyle insanlar nadir çıkar; bir toplumun kültürel hafızasında özel bir yer edinirler.

İlber Ortaylı işte bu nadir isimlerden biriydi. Onu dinlerken ya da yazılarını okurken insan çoğu zaman aynı duyguyla karşılaşır: Hayranlık ve biraz da hayıflanma… Çünkü onun bilgiyle ördüğü hayatı görünce insan ister istemez kendi ömrüne dönüp bakar.

"Bir Ömür Nasıl Yaşanır" kitabını okurken de benzer bir duyguya kapılmıştım. Bir ömrü böylesine bilgiyle harmanlayarak, dünyanın dillerine hâkim olarak dolu dolu yaşayabilme imkânını acaba kaç kişi bulabilmişti? diye düşünmüş, kendi vaziyetime hayıflanmıştım.

Lakin insanın kaderi temelde coğrafyasıdır…

Olumsuz görülen bir coğrafya, kimi insanlar için büyük atılımlara fırsat sağlarken kimilerini sıradanlığın kancalarına mahkûm edebilir. Aynı coğrafyanın içinde dahi farklı adacıklar vardır; aileler gibi… Ailelerin içinde de evlatlarının ufkunu açacak ebeveynler bulunur. Aslında belirleyici faktör çoğu zaman aile unsurudur. Buna bir de genetik ve mizaç özellikleri eklendiğinde tablo daha da belirginleşir. Belki de kader dediğimiz şey, büyük ölçüde aile ve genetiğin şekillendirdiği mizaç özelliklerinden ibarettir.

İlber Ortaylı da böyle bir aile ortamında yetişmiştir. Kafkasyalı Karaçay asıllı annesi Şefika Ortaylı, Kırım’ın önde gelen asilzade ailelerinden Karaşay ve Çarlar’ın prenslik verdiği Kırım mirzalarından Şirinski ailesine mensuptur. Stalingrad’da Rus Dili ve Edebiyatı okumuştur. Babası ise Kırım doğumlu, Kırım tarihi ve Tatarlar üzerine eser ve makaleleri Türkçeye kazandırmış bir uçak mühendisi olan Kemal Ortaylı’dır. Annesi uzun yıllar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde hocalık yapmıştır. Ortaylı; Türkçe, Almanca ve Rusçanın konuşulduğu bir ev ortamında büyümüştür.

Lakin benzer ailelerde doğan pek çok insan olmasına rağmen aralarından İlber Ortaylı gibi kaç kişi çıkabilmiştir?

Onu bazen yeterince aksiyoner bulmayan, olup biten haksızlıklara doğrudan tepki vermediğini söyleyen ve üslubunu eleştirenler oldu. Oysa bu da bir mizaç meselesidir. Toplumumuzun açmazlarından biri de herkesin her konuda kendisi gibi düşünmesini ve kendisi gibi tepki vermesini istemesidir.

Otuz yıldır İlber Hocayı tanır, okur ve izlerim. Ona sorulan sorulara her zaman bildiği ve inandığı şekilde cevap vermiştir. Sevecendir, şakacıdır; fakat cahilce sorulara tahammülü de yoktur.

Yıllar önce (sanırım 2017 yılıydı) Türkiye’nin Varşova Büyükelçiliği tarafından The Royal Castle’daki The Great Assembly Hall’de düzenlenen bir konferansın sonunda Polonyalı bir gazeteci ona şu minvalde bir soru sormuştu:

“Aslında bu bir soru değil ama yakın zamandaki gelişmeler hakkında yorumunuzu duymak isterim. Çünkü burada yaşayan Polonyalılar, Türklere karşı bakışın değiştiğini gözlemliyor. Özellikle mülteci krizinin ve medyanın bu konuya yoğunlaşmasının etkisi oldu. Birkaç yıl öncesine kadar Türklere karşı belirgin bir sempati vardı, ancak son zamanlarda bunun azaldığı görülüyor. Avrupa’ya gelen bu insanlar, özellikle Suriyeli mülteciler, sizinle aynı dinden. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?”

“Aslında bu bir soru değil ama yakın zamandaki gelişmeler hakkında yorumunuzu duymak isterim. Çünkü burada yaşayan Polonyalılar, Türklere karşı bakışın değiştiğini gözlemliyor. Özellikle mülteci krizinin ve medyanın bu konuya yoğunlaşmasının etkisi oldu. Birkaç yıl öncesine kadar Türklere karşı belirgin bir sempati vardı, ancak son zamanlarda bunun azaldığı görülüyor. Avrupa’ya gelen bu insanlar, özellikle Suriyeli mülteciler, sizinle aynı dinden. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?”

İlber Hoca........

© Fikir Coğrafyası