Pireye Kızıp Yorgan Yakmak
Tarihselcilik ile ilgili video-röportaj serisi yaparken ve özellikle şu sıralar “yat-kalk tarihselcilik” araştırması yaparken 'ne menem bir şeydir bu?' soruma layık cevabı hala bulamadım. Somut bir cevabı olmayan, İslâma bunanmış bir agnostisizm. Fazlurrahman hakkında yazdığım eleştiri yazısında da bundan 'mutlak veri olmayışı' ile bahsettim.
Öncelikle Tarihselciliği anlamamız gerek. Aslında selefilik harici her mezhebi paradigma, içinde bir kırıntı dahi olsa tarihselcilik barındırmak zorunda. Tabii bu barındırma, oryantalizmin şekerine bulanmış horoz şekeri misali bir barındırma, bulandırma değil. Arabın kültürünü dine tatbik eden sınıf, ileride de çokça anacağım 'sünni paradigma' projesine dahil olmuş o sınıftır. Bugünün BOP düzeninde bürokrasiyi işgal eden bazı «sahte veliler»in sınıfıdır. Tarihselcilik, İmansız İslamcılığın felsefi ekolü. 'İmansız' demek bile aslında bir ölçüde merhamet. İman karşıtı... Bunu bir itham, tekfir nazariyetiyle söylemiyorum. Agnostisizm deme sebebimden anlayın.
Bazı dogmacıların ve bir takım ahmakların şekilcilik taslamalarına karşı 'behey şaşkın!' duruşuyla çıkmış bir ideolojidir Tarihselcilik.
Aslında Mustafa Öztürk'ün de dediği gibi; Fazlurrahman kendisi bile hiçbir zaman tarihselcilik diye bir iddiada bulunmamış, ihale ona kalmıştır.
Bugünkü anlayış içerisinde Tarihselcilik, bir kelâmi mezhep olarak adlandırılır. Dini tarihselcilik, kuralların ve normların "zamansal" olduğunu söyleyerek onların mutlaklığını esnetir. Bir toplumda kolektif bilincin temelini oluşturan dini kurallar sürekli "tarihseldir" denilerek görelileştirilirse, bireyler ve gruplar üzerinde rehberlik edecek ortak bir norm kalmaz. Bu durum toplumsal çözülmeye ve sosyolojik anlamda anomiye (kuralsızlığa) yol açabilir. Mustafa Öztürk, Kur'an mesajının içerisinde 'tevhid' olduğunu çok güzelce anlatıyor ve geleneksel şeriat anlayışına kendince eleştirilerini yöneltiyor ancak bir çözümü yok. Şuur seviyesi değiştikçe; gerçeklik seviyesi de değişir diyen sığ bir bakış açısıyla yorumluyor İslam ve metodolojisini. Özellikle yorumlarda şunu görüyoruz: “Kadını dövün diyor arkadaş, te'vile gerek yok!” Aynı saygıdeğer hocalarım ise selefi tekfirciliği gibi “şu tarihsel, bu tarihsel” hükmünü -afedersiniz- oturduğu yerden verebiliyor. Burada........
