Jeffrey Epstein Ve Görsel Şiddetin Psikodinamiği
Jeffrey Epstein davası, münferit suçların ötesinde bir egemenlik teknolojisi ile ilgilidir.
Bu yapının kalbinde, kurbanların "Sauron’un Gözü" dediği sofistike bir gözetleme altyapısı yer alıyordu. Gizli kameralar, mahrem anları kalıcı bir boyun eğme kaydına dönüştürdü. Burada karşımıza çıkan "göz ekonomisi", bakma eylemini empatiden koparıp bir şiddet aracına dönüştürür. Ortadoğu’daki sıcak çatışmalar bu karanlık krizi gölgelese de, Epstein’ın kurduğu bu dijital panoptikonu anlamak, geleceğin kontrol mekanizmalarını çözmek demektir.
Epstein’ın malikaneleri, Foucaultcu bir yaklaşımla bireyi uysal ve öngörülebilir kılan laboratuvarlardı. Banyonun köşesine saklanan bir kamera, evi sığınak olmaktan çıkarıp bir röntgencilik laboratuvarına dönüştürür. Epstein’ın sahip olduğu ev içi mekanlar, onun “dokunulmaz” statüsünü sürdürmesi için bir gereklilik olan tek taraflı bir bakış açısını kolaylaştırmak üzere tasarlanmıştı. Hayatta kalanların, özellikle de Maria Farmer’ın ifadeleri, Manhattan’daki bir malikanede, banyonun, yatak odalarının ve ortak alanların her köşesine gizlenmiş iğne deliği kameraların binanın dokusuna entegre edildiğini anlatıyor.
Bu mimarinin psikodinamik anlamları, bakıştan elde edilen zevk olan Freudcu skopofili kavramına dayanmaktadır. Freud, bu dürtüyü başlangıçta gizli olanı ortaya çıkarma arzusuyla ilişkilendirmiş; bu durum genellikle çocukluk dönemindeki röntgencilik ve fallus arayışıyla bağlantılıdır.
Ancak Epstein bağlamında bu dürtü, bir hakimiyet aracına dönüştürülmüştür. Fail, bireyi onun haberi olmadan gözlemleyerek, bir tür "canavarca dişil" ya da yırtıcı bir hakimiyet........
