‘Hukuk Devleti’ kavramı bize ne anlatıyor?
Her ülke için hayati önem taşıyan bir konuda Türkiye’de kafalar karışık: Hukukun üstünlüğü konusunda….
Anayasa, Cumhuriyet’in niteliklerini sayarken, Türkiye’nin bir ‘hukuk devleti’ olduğunu belirtiyor.
Cumhuriyet’in anayasada sayılan diğer bütün nitelikleri, evrensel bir kural haline dönüşmüş ‘hukukun üstünlüğü’ ilkesini garanti altına alan bu tanım etrafında şekilleniyor…
Tanığı olduğum Cumhuriyet’in son üç çeyrek asrında, siyasi tartışmalar zirve yaptığında bile, taraflar her sorunun yargı önünde karara bağlanacağından ve yargıçların vicdanlarını dinleyerek yasalara göre karar vereceklerinden emin olduklarını hissettirmişlerdir.
Sonraları gazetecileri yargılasa da aslında asker kaçakları için kurulmuş İstiklal Mahkemeleri ile Yassıada’da Demokrat Parti kadrosunu yargılamak üzere kurulan Yüksek Adalet Divanı adı uygun görülen mahkeme birer istisnadır.
Her ikisi de, dönemlerinde, yargının olağan akışı dışında oluşturulmuşlardı…
İstisnai yargılama mahkemeleri oldukları bilinsin diye…
Ergenekon yargılamalarında daha ilk dönemlerden itibaren dile getirilen usulsüzlük ve delillerin güvenilirliğine ilişkin itirazlar, yıllar sonra verilen kararlarla çok daha ciddi bir anlam kazandı.
O sürecin sürekli olması bir ‘hukuk devleti’nde zaten mümkün değildi.
Bu yazı için beni ilgilendiren, günümüzde yargının bugün nasıl işlediği değil; o alanda bir şeylerin yanlış gittiğinin kuvvetli emareleri var nasıl olsa. Gözaltılar ve tutuklamalarda fazlasıyla aceleci davranıldığından başlayan bir dizi şikayeti burada saymam gerekmiyor…
Beni bu yazıyı yazmaya sevk eden daha farklı bir........
