Ege: İki kıyı, tek acı, ortak yarın
Çocukluğum İzmir’de, Balkan göçmenlerinin çoğunlukta olduğu bir mahallede geçti. Büyüklerinden dinlerdik: I. ve II. Dünya Savaşı’nın o karanlık günlerinde hayatta kalabilmek için atların gübresinden arpa ve buğday taneleri toplayıp temizleyerek karın doyurmaya çalıştıklarını…
Savaş, sadece cephede değil; insanın onurunda, sofrasında ve çocukluğunda açılan bir yara değil mi? Bu yüzden barış, sadece bir dilek değil; hatıraların bize bıraktığı bir sorumluluk aynı zamanda.
Savaş kuşağının o “hayatta kalma” inadı, o sarsıcı arpa tanesi hikayesiyle birleşince; barışın bir kelimeden çok daha fazlası, bir hayat borcu olduğu hissederdim. Onurundan ödün vermeden, o en karanlık yoklukta bile çocuklarını yaşatan bir neslin mirasını taşıyoruz.
Savaş, çocukluğumda bir tarih kitabı değil; insanların........
