menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürtlerin entegrasyonu ve Erdoğan’ın Nobel’i!

48 0
14.10.2026

Irak Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’de 12-13 Ekim tarihlerinde düzenlenen MERI Forumu 2026’nın ana teması “Paylaştığımız Bölge: İstikrar, iş birliği ve refahı ilerletmek” başlığını taşıyordu. Kürdistan coğrafyasının farklı bölgelerinden siyasetçilerin katıldığı forumun en dikkat çekici açıklaması, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani’den geldi. Forumun özel oturumunda konuşan Barzani, Kürt sorununun çözümüyle ilgili olarak “Eğer birisi Nobel Barış Ödülü’nü almayı hak edecekse, o kişi bu sorunu çözen kişi olmalıdır. Bence bu kişi de her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır” dedi.

Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump da Nobel Barış Ödülü’nü çok istiyor. ABD emperyalizminin ve Türkiye’deki Erdoğan rejiminin bölgede (Ortadoğu) uyum içinde oynadıkları rollere bakınca herhalde Nobel’i Erdoğan ve Trump’a birlikte vermek gerekiyor!

Şaka bir yana Neçirvan Barzani’nin açıklamaları, MERI Forumunun da ana gündemi olan bölgesel gelişmeler ve bu gelişmeler bağlamında gündeme getirilen Kürtlerin entegrasyonunu (Kürt sorununun çözümünü) yeniden tartışmayı gerekli hale getiriyor. Çünkü ABD emperyalizminin Erdoğan rejimine de roller verdiği bölgedeki yeni güvenlik mimarisi, Kürtlerin 21. yüzyılın ilk çeyreğinde elde ettikleri kazanımların merkezi devletlere entegrasyon süreçleri içinde ciddi biçimde sınırlandığı bir “çözüm”ü dayatıyor.

Birinci olarak; Ortadoğu sahip olduğu enerji kaynakları, enerji ve ticaret koridorlarının önemli bir kavşağı olması ve jeostratejik konumu dolayısıyla başını ABD ve Çin’in çektiği emperyalistler arası egemenlik mücadelesinin en önemli merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Rusya’nın 2022 Ukrayna savaşı nedeniyle Ortadoğu’daki ağırlığının zayıflaması ve 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail’in saldırılarıyla ortaya çıkan yeni tablo, bölgedeki güç dengelerini önemli ölçüde değiştirmesine yol açtı. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak Suriye’deki Esad/Baas rejimi düştü ve o güne kadar savaşı sınırlarının dışında tutmayı başaran İran, ABD ve İsrail’in doğrudan saldırılarına hedef oldu.

Ancak şubat ayı sonunda başlatılan savaşta İran ve müttefiklerinin Hürmüz ve Babülmendep gibi bölgenin en önemli enerji-ticaret geçiş noktalarını kapatarak etkili yanıtlar vermeleri, ABD emperyalizmini enerji ve ticaret koridorlarının kontrolünü elinde tutmak üzere yeni bir güvenlik mimarisini gündeme getirmeye zorladı. ABD emperyalizmi, bu yeni güvenlik mimarisinde doğrudan müdahalenin faturasından da kaçınmak üzere enerji ve ticaret koridorlarının kontrolünde iş birlikçisi bölge rejimlerine daha fazla roller/sorumluluklar vermek istiyor. Bunun için bölgede Türkiye’deki rejime de özel roller verilen Irak ve Suriye başta daha güçlü-merkezi rejimlere ihtiyaç duyuyor.

Özel Temsilci Tom Barrack, bu politikayı ABD’nin Ortadoğu’da demokratik ya da federatif yönetimler yerine güçlü liderliklerle, merkezi-monarşik rejimlerle çalışmayı tercih ettiğini söyleyerek ortaya koymuştu. Bölgedeki iş birlikçi rejimlerin güçlendirilmesi; merkezi otoritelerinin sağlamlaştırılması politikasının ön koşulu da........

© Evrensel