menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Macaristan havası teneke kutuda taşınabilir mi?

15 0
19.04.2026

Macaristan’da yapılan genel seçimlerin sonucu tüm dünyada siyasal gündemi dalgalandırdı. Peter Magyar liderliğindeki TISZA (Saygı ve Özgürlük) Partisinin açık arayla kazandığı zafer, büyük yankı uyandırdı. Seçim öncesinde Macaristan’daki güvenilir firmaların yayımladığı araştırmalar, bu sonuca yönelik beklentiyi perçinlemişti. Ancak Orban yönetiminin siyaseti dizayn ederken uyguladığı taktiklerin sınır tanımazlığı milyonları endişelendirmekteydi.

Seçim ertesinde Erdoğan rejimi tarafından kontrol edilen basın bu haberi ısrarla görmedi. Öte yandan, Orban’ın yenilgisini aşırı bir coşkuyla karşılayanlar oldu. Hiç de öyle olmadığı halde, Magyar’ın partisini CHP’ye benzetmenin konforlu esintisine kendini kaptıranlar az değildi.

Duyguların siyasetteki yeri şüphesiz çok önemli ve coşkulu yorumlar yapmak herkesin hakkı. Ancak nitelikli bir siyasal karşılaştırma yaparken soğukkanlı olunması ve siyasal deneyimlerin biricik olduğunun unutulmaması gerekiyor. Farklı ülkelerdeki siyasal kurumları, süreçleri ve davranışları sistematik olarak araştırmadan, incelenen ortamın siyasal kültürünü ve kamu politikaları geleneğini bilmeden yapılan yorumların güncel siyasete bir katkısı olmuyor.

Peter Magyar ve ailesi ‘müesses nizam’ içinde hep önemli bir yer tuttu. Magyar önümüzdeki ekim ayında yapılacak antikomünist Macar ayaklanmasının 70. yıl dönümü anma törenlerine soykırım suçu işleyen Netanyahu’yu davet etmekten rahatsız olmadı. Pek çok yerde, “Yoksa lider değişip rejim aynı mı kalacak?” diye sordurtacak sözler etti.

Gelişmelerin sıcaklığı ve karmaşıklığına rağmen, liderlerin seçim kampanyalarında söylediklerine değil uygulamalarına bakılması gerektiği ve antikomünist muhafazakar

Magyar’dan alınacak hiçbir ideolojik ders olamayacağı akıldan çıkarılmadan, bu deneyimden Türkiye’de sürmekte olan baskıya karşı mücadelede nasıl yararlanılabileceği üzerine düşünmekte fayda var.

Macaristan’daki son seçim sürecinde, baskı rejimlerinde görmeye alışık olduğumuz yöntem ve uygulamalara tanık olduk: Seçimler yaklaşırken Macaristan istihbarat servisinin TISZA’nın bilgi işlem merkezine sızma çabası açığa çıktı. Partinin genç bilgi işlem sorumlularını para vaadi ve tehditle ajanlık yapmaya ikna etme niyeti, “Ben iktidar partisinin değil devletin polisiyim” diyen cesur bir memur tarafından ifşa edildi. Ancak, rezaletin dip noktası bununla sınırlı kalmadı. Operasyon ortaya çıktığında, olayı kamuoyuna yansıtan polis memuru vatan hainliğiyle, ajan olmayı reddeden TISZA bilgi işlem görevlileri çocuk pornosu faaliyetiyle suçlandı.

Magyar’ın çalıştığı kamu finans kurumunda şaibeli işlere imza attığı, eğlence yerlerinde olay çıkardığı iddia edildi. Telefonu casus yazılımıyla dinlendi, destekçileri taciz edildi. Ahlaksızlıkta zirve yapan bir başka saldırı seçimlere bir buçuk ay kala yapıldı. Partisinin genel başkan yardımcısı adına kurulan sahte bir internet sitesine otel odasına benzeyen bir görüntü konuldu ve muhalefet liderinin seks kasetinin yayımlanacağı ima edildi. Daha da kötüsü, adı kullanılarak kurulan site için yayın yasağı talep eden Mark Radnai’nin başvurusu, henüz suç işlenmemiş olduğu ve herhangi bir zararın ortaya çıkmadığı gerekçesiyle reddedildi.

Seçimlerden bir hafta önce, tedirginliği artırmak ve iktidarı güçlendirmek niyetiyle bir başka manipülasyona girişildi. Rusya’dan Orta Avrupa’ya Türkiye üzerinden gaz taşıyan boru hattına “kimliği belirsiz” kişilerce patlayıcı madde bırakıldığı iddia edildi. Orban olayı “dış mihraklar”ın Macaristan’ın ucuz Rus yakıtı almasını engellemek ve yaklaşan seçimlerde Magyar’ı öne çıkarmak için düzenlediği bir komplo olarak niteledi. Konuyu köpürtmek için ‘Ulusal Savunma Konseyini acil toplantıya çağırdı. Bu toplantıda alınan kararla hattın Macaristan’dan geçen bölümünün ordu tarafından korunması kararlaştırıldı. Konuya ilişkin haberlerin ‘vatan-millet’ söylemiyle haber bültenlerini kaplaması sağlandı.

Peter Magyar bu ve benzeri tuzakları sabırla ve Macar ulusunun birliğine yaptığı vurguyla bertaraf etti. Marifeti komploları ve kara propagandayı savuşturmakla sınırlı kalmadı.

* Yeni bir parti kurarak radarlara erken girmemek için önceden kurulmuş ve seçim yeterliliğine sahip bir partiyle ilerlemeyi tercih etti.

* Saygı ve özgürlük kelimelerinin ilk hecelerinin kısaltmasından oluşan TISZA’nın aynı zamanda Macar kültüründe olumlu çağrışımları olan, ülkenin ikinci en uzun nehrinin ismi olmasından yaratıcı bir biçimde yararlandı.

* Küçük yerel gruplara sadece önem vermekle kalmadı, seçim kampanyasını aktivist gönüllülere emanet etti.

* Başka partilerle ittifak kurmadı.

* Güçlü ve saygın olsalar bile eski politikacılara kapısını kapattı. Adaylarını önceden siyasete girmemiş, dürüstlüğüyle tanınan profesyonellerden seçti.

* Katılma yeterliliği olduğu halde bazı seçimlere partisini sokmadı. İktidar partisi FIDESZ’in güçsüz olduğu yerlerde milletvekili sayısını azaltarak ve ağırlığı tek bölgeli seçimlere kaydırarak bozduğu seçim sisteminde, küçük başarılar yerine son seçime ve büyük zafere odaklandı.

* Kampanyası sırasında sinirlerine hakim olması ve ülkesinde adım atmadık yer bırakmayan enerjisiyle takdir topladı.

Dikkatle kurduğu ve dışlayıcı olmayan dili sayesinde geniş kesimlerden gelen desteği arkasında buldu: Muhalefette yer alan partilerin ezici çoğunluğu, seçimlere katılmayarak TISZA’yı destekledi. Seçimlerden iki gün önce 50 civarında sanatçının katılımıyla gerçekleştirilen ‘rejim değişikliği büyük konseri’nde kelimenin tam anlamıyla yer yerinden oynadı ve sonuç konserin yapıldığı ‘Kahramanlar Meydanı’nda netleşmiş oldu.

Öte yandan, Magyar’ın zaferinde Orban rejiminin artık saklanamaz hale gelen yolsuzluk ve kayırmaları önemli bir yer tuttu. Orban iktidarı tarafından kelimenin tam anlamıyla müdahaleci bir ekonomi politikası izlenerek devlet kaynaklarına çöküldü. Macar ekonomisinde önemli bir yer tutan Avrupa Birliği fonları yağmalandı. Başta Orban’ın damadı ve ülkenin en zengini Istvan Tiborcz olmak üzere kaynaklar ve kamu ihaleleri sınırlı sayıda yandaşa verildi. Ülke nüfusu bir milyon azaldı. 2022’den itibaren düşen reel ücretler yoksulluğu yaygınlaştırdı. Başbakan Orban’ın subay oğlu Gaspar Orban’ın rütbe ve yetkisini aşan davranışları, Çad’a “Hristiyanları korumak için” Macar birlikleri gönderilmesini savunması dillere düştü. Devlet işleyişindeki keyfiliği başka bir açıdan görünür kıldı.

Dünyanın dört bir yanındaki turistik merkezlerde, o yörenin havasının teneke kutular içinde satıldığı biliniyor. İnsanı gülümseten, turistlere yönelik bu pazarlama faaliyetinde, ‘memleket havası’ içeren kutuların üzerine havanın kimyasal bileşimi de yazılıyor. Ancak konu siyaset ve siyasal davranış olunca, ‘kutulanmış ve aynen uygulanabilir siyasal deneyim’den bahsetmenin şakası bile mümkün değil.

Dünyanın başına son yıllarda musallat olan otoriter liderler, ülkelerinin ekonomik kriz içinde olduğu dönemlerde, seçimle işbaşına geliyor. Yolsuzlukla mücadele ve ülkeyi ayağa kaldırma vaadiyle seçim kazanıyor. İktidarlarının bir aşamasında meşru kurumları aşındırmaya, başta hukuk düzlemi olmak üzere kamusal yaşamın tüm boyutlarını yürütmeye tabi kılmak için politika üretmeye başlıyorlar. Denetim mekanizmalarını işlevsizleştirip, kurumları kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak için kullanıyorlar. Otoriter rejimlerin iktidara geldiği ortam ve kurum aşındırma yöntemleri konusunda elde genel bir şema mevcut olsa da bu rejimlerden kurtulmak için tek bir reçetenin varlığından söz etmek imkansız.

Genel hatlarıyla aralarında benzerlikler olsa da otoriter yönetimler içinde yeşerdikleri ortamın özgün koşullarından doğuyor. Her rejim, bulunduğu ülkenin siyasal kültüründen ve mücadele tarihine yön veren aktörlerin niteliğinden etkileniyor. Örneğin, Orban’ın anayasayı sık değiştirme konusunda eli geniş ve başsavcılık bir telefon yakınlığında olsa da rakiplerini hapse attırmadığı unutulmamalı. Ya da devlet tarafından kontrol edilen medya ezici bir etkiye sahip olsa da, dürüst gazetecilerin ekmeğini elinden alıp, sessizleştirmeye çalışsa da sosyal medya üzerinden yayın yapan bağımsız gazetecilerin daha gün aydınlanmadan evinden alındığı örnekler Macaristan’da yaşanmadı. İşsizlik sigortasını yok edip, refah devleti kavramıyla dalga geçtiyse de, sendikacıları hapse attırmadı. Eğitimi ve akademiyi yerle bir etse de, akademisyenleri “yaşayan ölü” haline getirmeyi denemedi. Uluslararası anlaşmaları devre dışı bırakıp, LGBTQ+ bireylerin ve çifte vatandaşların haklarını sınırlayacak anayasa değişikliklerini onaylayıp, başta parlamento ve anayasa mahkemesi olmak üzere önemli kurumları etkisizleştirdiyse de, hapishane nüfusu artış oranlarına rekor üstüne rekor kırdırtmadı.

Macaristan’ın yeni başbakanı Avusturya’nın en büyük gazetesi Kronen Zeitung’da yayımlanan bir makalede şu sözlerle tanımlanıyor: “Peter Magyar solcu olmaktan çok uzak, ama Orban gibi Avrupa’nın tersine kürek çeken biri de değil. Belki gerçek bir Orban karşıtı dahi değil, ama kesinlikle popülizme karşı. . .”

Magyar kazandığı seçimin hemen ertesinde Macaristan Cumhurbaşkanı Sulyok’u ziyaret etti. Bu ziyaretin ardından, sosyal medya üzerinden Sulyok’un Macar ulusunun birliğini temsil etmeye layık olmadığını ve hükümetin kurulması sonrasında görevden ayrılması gerektiğini yazdı. Seçimler öncesinde ve sırasında çıkamadığı devlet televizyonu stüdyosunda, tarafsız kamu yayıncılığına dönülmesini hedeflediklerini ve bu amaca yönelik bir hazırlık sürecinde devlet televizyonunun yayınlarını bir süre askıya alacaklarını söyledi. Orban rejimi taraftarlarınca çökülen ulusal servetin geri alınması için özel takip birimleri ve soruşturma savcılıkları kurulacağını tekrar etti.

Yukarıda söyledik, söylenen sözler, vaatler önemli ancak asıl olan uygulamalar. Bu noktada Romanyalı Siyaset Bilimci Laurentiu Pleșca Polonya örneğini hatırlatarak Magyar’ın işinin çok kolay olmadığını vurguluyor:

“Magyar’ın devraldığı anayasal enstrüman, bilhassa tek bir adama hizmet etmesi için geliştirilmişti. . . Şimdi TISZA Partisinin hukukun üstünlüğüyle ilgili tüm sorunları çözmesini bekleyemeyiz; Orban tarafından 16 yıl boyunca inşa edilen sistem yüzünden parti içeriden yozlaştırılabilir. Orta ve Doğu Avrupa bu modeli çok iyi biliyor: Polonya’da PiS, ardında zapt edilmiş bir devlet bırakmıştı ve Tusk hükümeti iki yıldır her adımda direnişle karşılaşarak bundan kurtulmakta güçlük yaşıyor. Macaristan da bu konuda istisna olmayacaktır.”

Macaristan seçimlerinden yapay sevinçler üretmenin bir yararı yok. Türkiye için bu deneyimin hazırlık sürecine ve siyaset mutfağının mimarisine yoğunlaşmak daha doğru görünüyor.

Bu mimarinin omurgasında amansız ve ahlaksız saldırılar karşısında sakin kalmak, çok ama pek çok çalışmak, sadece tuzağa düşmemekle kalmayıp üzerine tuzak kurulabilecek bataklıkları önceden kurutmak, başta gençler olmak üzere yepyeni yüzlere alan açmak, sosyal medyayı zekice kullanmak, bizzat ABD başkanı ve yardımcısının başrolü oynadığı örnekteki gibi algı yönetimi taktiklerine prim vermemek ve cesur gazetecileri gözümüz gibi koruyup, onlara sahip çıkmak önemli yer tutuyor.

Öte yandan, Laurentiu Pleșca’nın yukarda hatırlattığı, Polonya’da seçimleri kaybetmiş ancak önceki dönemde atanmış bürokratlar eliyle ve bozulmuş yasal düzeni kullanarak Tusk hükümetine karşı direnen eski iktidar gerçeğini unutmamak gerekiyor. Erdoğan rejiminin iktidardaki uzun yıllarının ve bu yıllarda kurulan sistemin potansiyel direncinin de hesaba katılması ve Türkiye için bu bağlamda ortaya çıkacak sorunlara da hazırlıklı olunması gerekiyor.


© Evrensel