İşleyen çarka çomak sokmanın bedeli
Metin Göktepe gözaltına alınıp, “özel muamele” denilerek dövüldüğünde, “Vurmayın, ben gazeteciyim” demişti. Ama zaten ‘özel muamele’nin nedeni, gerçekleri yazmakta ısrar etmesiydi… Metin öldürüldü, ama Metin’in gazeteciliği sürüyor… Gerçekleri yazmakta, birilerinin çarklarına çomak sokmakta ısrar edenlerden biri de İsmail Arı… “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla, üstelik bayram günü gözaltına alınıp apar topar Tokat’tan Ankara’ya getirildi.
Kendisi anlatıyor yapılan muameleyi, “Pantolonumu indirip eğilip kalkmam istendi. Ancak ben bunu kabul etmedim. ‘Ben gazeteciyim’ dedim.” Tıpkı Metin gibi İsmail de zaten gazeteci olduğu bilinerek gözaltına alınıp, bu muameleye tabi tutulmuş, rencide edilmek istenmişti. Devam ediyor İsmail bayramda yaşadıklarını anlatmaya: “Saatlerce nezarethanede bekletildim. Nezarethaneyi benim için açıp ışıklarını yaktılar. Tüm nezarethane koridorunda tek başınaydım. Sanırım benden başka bayramda gözaltına aldıkları kimse olmamıştı…”Ve İsmail de “gazeteciye özel muamele” denilerek tutuklandı.
Tıpkı 20 Şubat sabahının köründe gözaltına alınıp, apar topar İstanbul’a götürülen ve tutuklanan Alican Uludağ gibi… Bir ayı geçti, hâlâ iddianamesi yok? Tutuklama gerekçesi için “cumhurbaşkanına alenen hakaret” dediler! İki meslektaşımızın da hangi haberiyle “halkı yanılttığı”, hangisiyle “cumhurbaşkanına hakaret ettiği” ise öğrenilemedi… Çünkü yok!
İsmail Arı’nın gözaltına alınıp, Ankara getirildiği gün meslektaşları olarak BirGün gazetesinin çağrısı ile Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları Anıtı önünde toplanmak, “İsmail’i serbest bırakın” demek istedik. Ancak anıta yaklaşmak ne mümkün! Anıt da “tutuklu”. Dört bir tarafını sivil polis araçlarıyla çevirmişler, anıta yaklaştırmıyorlar. Gerekçe, “kuyu tipi” hapishanelere karşı cezaevlerinde açlık grevinde olan Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen’in ailelerinin eylemiymiş.
Eylemden sonra Alican’ın eşi ve çocukları ile buluştuk birkaç meslektaşım ile… Eşi, çocukların “Babam ne zaman gelecek” diye sorduğunu anlatırken, kendisi de aslında merak içinde soruyor; “Daha çok tutarlar mı?”
Alican’ı birkaç saatte Adalet Bakanlığı izni ile gözaltına alıp tutuklayanlar, 20 Şubat’tan beri iddianamesini hazırlamadılar! Çünkü iddianameye ne yazacaklarını, Alican’ı neyle suçlayacaklarını, hangi “delil”leri dosyaya koyacaklarını bulamıyorlar. Çünkü ortada ‘suç’ yok. Çünkü İsmail’in de Alican’ın da hiçbir haberi delilsiz, belgesiz değil… Nasıl, 1996’da Metin Göktepe bilinerek, seçilerek gözaltına alınıp, dövüldü, öldürüldü ise Alican Uludağ da İsmail Arı da gazeteciler arasından seçilerek gözaltına alındı, hapsedildi…
Amaç sadece onların haber yapmalarını engellemek değil, “Bakın gerçekleri yazmakta ısrar ederseniz, başınıza en azından bunlar gelir, özgürlüğünüzden yoksun bırakılırsınız” diye tüm gazetecilere gözdağı idi… Ama umduklarını bulamadılar… Ne meslektaşlarımız ilk günden beri geri adım attı, yıldı ne de dışarıda onlara sahip çıkan meslektaşları bir adım geri durdu… Yarın da meslektaşları İstanbul’da Kadıköy’de toplanacak. Ve halka çağrıları var: Gazetecileri yalnız bırakmayın. İsmail Arı, Alican Uludağ, Pınar Gayıp, Merdan Yanardağ ve tüm tutuklu gazeteciler için…
Son söz olarak: Adalet Bakanı Akın Gürlek yargı muhabirleri ile bayramlaştı, sonrasında toplu bir fotoğraf verildi, “aile fotoğrafı” gibi… Orada Alican Uludağ yoktu, İsmail Arı da… Çünkü içerideydiler. Zaten olsalar da çağrılmazlardı. İstenmeyen soru soracak gazeteciler çok uzun zamandır bu tür organizasyonlara, basın toplantılarına alınmıyor zaten… Meslektaşlarıma diyecek çok sözüm yok, ama bir sorum var: İki yargı muhabiri meslektaşınız içeride, tek bir sorunuz yok mu buna dair?
