İzmir neden susuz?
İzmir’in su yönetimi, kentin coğrafi yapısı ve sanayi yoğunluğu nedeniyle oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Türkiye’nin 3. büyük kentinin içme suyu ihtiyacı, hem yer üstü barajlarından hem de yoğun bir şekilde yer altı su kaynaklarından karşılanmakta.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kentin derinleşen su kriziyle ilgili 8 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, çözümün önündeki engelin siyasallaşmış devlet bürokrasisi ve merkezi yönetimin yatırım politikaları olduğunu ileri sürdü. Deniz suyu arıtma tesisi projesi için ise bakanlıktan hâlâ onay beklediklerini söyledi. Tugay’ın bu çıkışı, kentin su geleceğinin yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda siyasi ve idari bir düğüm haline geldiğini bir kez daha kanıtlıyor.
Yaklaşık 4.5 milyon yurttaşın yaşadığı İzmir’de, küresel ısınmanın derinleşen etkileriyle birlikte suyun yönetimi artık yaşamsal bir meselenin ötesinde bir hak mücadelesine dönüşmüş durumda. Kentin su kaynaklarının dağılımdaki dengesizliği ve ağır sanayi ile madencilik faaliyetlerinin bu kısıtlı kaynaklar üzerindeki baskısı kentte çok da tartışılan konular arasında değil ne yazık ki.
Her şeyden önce İzmir, su temini konusunda büyük oranda yer altına bağımlı bir kent. İZSU’nun 2024 raporlarına göre kentin yıllık 314.4 milyon metreküplük su üretiminin yüzde 55.22’si Göksu, Sarıkız ve Halkapınar gibi binlerce aktif kuyudan çekiliyor. Yer altı sularının bu denli çok kullanımının yol açtığı sorunlar (arsenik sorunu gibi) bu suların ömrünün sonsuz olmadığı ve bir süre sonra tükeneceği gerçeği görmezden gelinerek hâlâ kuyu açma çabaları ve DSİ’nin buna engel olduğu söylemleri sorunun teşhisi kadar tedavisi ile ilgili de eleştirilerin odağını oluşturuyor. Yüzeysel suların payının yüzde 44.78 seviyesinde kaldığı, bunun da büyük bir kısmının Tahtalı Barajından (yaklaşık yüzde 33) elde edildiğini göz önünde bulundurmak ve yüzeysel su toplama çalışmalarına önem vermek gerekiyor.........
