menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sarı ve kırmızı, kendi tarihini yeniden çağırıyor

24 0
16.05.2026

Futbol kulüplerinin tarihinde bazı başarılar vardır; kupadan çok daha fazlasını temsil eder. Galatasaray’ın 1996-2000 arasındaki dört lig şampiyonluğu böyle bir dönemdi. Sarı-kırmızılılar o yıllarda art arda kazandıkları şampiyonluklarla kendi taraftarına ve Türk futboluna yeni bir duygu verdi: Avrupa sahnesinde edilgen kalmak zorunda değildik. Büyük takımlar karşısında maç başlamadan yenilmiş sayılmayabilir, yenilgiye alışmış dil değişebilirdi.

Bugün, 2022’den 2026’ya uzanan yeni Galatasaray serisi de benzer bir eşiğin önünde duruyor. Yine üst üste dört şampiyonluk, yine çağının en güçlü kadrosu, yine rakiplerinde hem hayranlık hem öfke uyandıran bir üstünlük duygusu var. Üstelik iki dönemi birbirine bağlayan özel bir figür bulunuyor: Okan Buruk. İlk seride sahadaki oyunculardan biriydi; ikincisinde kulübenin önünde duruyor. Eski hikayenin genç futbolcusu, yıllar sonra aynı kulübün yeni hikayesini yönetiyor.

Yine de bu benzerliğin cazibesine kapılıp farkları unutmamak gerekir. İki dönem aynı kulübün tarihine ait; fakat aynı Türkiye’ye ait değil. Aradan geçen çeyrek yüzyıl, futbolun ekonomisini, medyanın dilini, taraftarlığın biçimini, oyuncu karakterini ve başarıdan beklentiyi değiştirdi. 1996-2000’in Galatasaray’ı analog bir çağın takımıydı. 2022-2026 Galatasaray’ı ise çevrim içi çağın, yıldız ekonomisinin, anlık yargıların ve yüksek maliyetli kadroların takımı.

İlk dönemin sosyolojik gücü, biraz da doksanların ruh halinden geliyordu. Türkiye siyasal ve ekonomik olarak çalkantılıydı. Futbol ise özel kanallar, canlı yayınlar, spor gazeteleri ve Avrupa kupası geceleriyle büyük bir televizyon ürününe dönüşüyordu. Galatasaray’ın Avrupa’daki her maçı, mahalle kahvelerinde ve evlerde ortak bir heyecan yaratıyordu. “Biz de yapabiliriz” duygusu bugünkünden güçlüydü; çünkü Türk futbolu Avrupa karşısında uzun süre yenilgiyi doğal bir sonuç gibi kabullenmişti.

Fatih Terim’in takımı bu ruh halinin içine doğdu. Hagi, Popescu, Taffarel gibi yabancılarla Hakan Şükür, Okan Buruk, Suat Kaya, Emre Belözoğlu, Bülent Korkmaz, Arif Erdem, Ümit Davala ve Ergün Penbe gibi yerli oyuncuların birleşmesi, romantik görünen bir süreklilik yarattı. O takım bir sezonda kurulup ertesi yıl baştan yapılan bir kadro değildi. Oyuncular birlikte yaşlandı, öğrendi, yenildi ve güçlendi. Başarının kaynağında bu ortak hafıza vardı. Hagi’nin etrafında kurulan oyun aklı, Terim’in öz güven aşılayan diliyle birleşti; takım her sezon sınırını biraz daha genişletti.

O dönemin Galatasaray’ında yerli çekirdek belirleyiciydi. Bunda yabancı sınırının payı vardı; ama mesele kuraldan ibaret değildi. Yerli oyuncular kulübün karakterini taşıyor, yabancılar bu karakteri yukarı çekiyordu. Hagi’nin büyüklüğü de burada........

© Evrensel