Ne olacak bu Fener’in hâli?
Fenerbahçe üzerine düşünürken insanın aklına önce futbol gelmiyor çoğu zaman; daha çok uzun süre taşınmış bir gerilim geliyor. Çünkü burada yaşanan şey, sahadaki sonuçlarla açıklanabilecek kadar basit değil. Bir maç kazanılıyor, sevinç kısa sürüyor. Ya da bir maçta puan kaybediliyor, tepki sadece o doksan dakikanın içinden doğmuyor; daha eski kırgınlıklar da hemen su yüzüne çıkıyor. Her yeni hayâl kırıklığı, geçmişte kapanmamış bir yaranın ucuna değiyor. Bu yüzden Fenerbahçe’yi anlamak için puan tablosuna bakmak yetmez. Hafızaya, bekleyişe, öfkeye ve kolay dağılmayan bir iç sıkıntısına da bakmak gerekir.
Futbolda bazı kulüpler başarılarıyla anlatılır, bazıları büyük düşüşleriyle. Fenerbahçe ise daha karmaşık bir yerde duruyor. Güçlü bir tarih, büyük bir taraftar kitlesi, yüksek bir öz güven ve sürekli diri tutulan bir büyüklük iddiası var. Fakat bunların yanına yıllardır dinmeyen bir eksiklik duygusu, tamamlanmamışlık hissi ve her an yeniden kırılabilecek bir ruh hâli de ekleniyor. Kulübün duygusal iklimini belirleyen şey de tam burada ortaya çıkıyor: Kendine çok inanan, ama her yeni sarsıntıda o inancı baştan toplamak zorunda kalan bir camia.
Fenerbahçe taraftarı olmayı dışarıdan anlamak çoğu zaman güç. Çünkü dışarıdan bakıldığında aşırı tepki gibi görünen birçok şey, içeride bambaşka bir bağlamın ürünü. Sahada yaşanan her şey, daha önce yaşanmış başka kırılmaların yankısıyla birlikte anlam kazanıyor. Tek bir gol, tek bir hakem kararı, tek bir puan kaybı, olduğundan çok daha büyük hissediliyor. Bunun nedeni, olayın anlık kalmaması. Hemen geçmişe bağlanması. Hemen başka hesapların, başka kırgınlıkların, başka üzüntülü gecelerin içine akması.
Hep ‘bir şey olacak’ tedirginliği
Bu yüzden Fenerbahçe’de yenilgi duygusu sade bir üzüntü üretmiyor. Daha derin ve daha yorucu bir durum yaratıyor. Bu durumun merkezinde de eksik adalet duygusu var. Kulübün çevresinde uzun zamandır dolaşan temel his, başarısızlıktan ibaret değil; daha çok, rekabetin doğal akışına güvenememe hâli. Bu duygu doğru bulunabilir, abartılı görülebilir ya da tartışılabilir. Ama gerçek olan şu ki, taraftar psikolojisini güçlü biçimde şekillendiriyor. Bu yüzden Fenerbahçe taraftarlığı zamanla keyifli bir bağlılıktan çok, gergin bir teyakkuz hâline dönüştü. İnsanlar iyi giden bir maçta bile tam rahatlayamıyor. İçeride hep “bir şey olacak” tedirginliği dolaşıyor. Nitekim, çoğu zaman oluyor da…
Böyle bir iklimde takıma destek verme biçimi de değişiyor elbette. Coşkuyla, öz güvenle ve daha rahat taşınan aidiyet, yerini zamanla daha sert, daha huzursuz, daha savunmacı bir ilişkiye bırakıyor. Taraftar hâlâ takımını seviyor, hâlâ arkasında duruyor, hâlâ her sezon umutlanıyor. Fakat bu bağlılığın içine öfke, yorgunluk, kuşku ve kırgınlık da karışıyor. Tribün bazen itici güç oluyor, bazen kendi korkularının içine kapanıyor. Birkaç hafta önce göklere çıkarılan takım, birkaç kötü sonuçla yerden yere vurulabiliyor. Büyük........
