Kırk yaşında bir Dünya Kupası masalı
Dünya Kupası bazen en çok beklenen maçlarda değil, kimsenin sonucunu zihninde büyütmediği karşılaşmalarda kendini gösterir. Favorilerin sahaya güçlü çıktığı, oyunun gidişatının aşağı yukarı tahmin edildiği sanılan anlarda futbol, kendi düzenini bozan küçük bir çatlak açar. O çatlak büyür, maçın içine yayılır ve turnuvanın hikâyesi başka bir yöne doğru kıvrılır.
Yeşil Burun Adaları’nın İspanya karşısında aldığı 0-0’lık beraberlik böyle bir karşılaşmaydı. Skor, dışarıdan bakıldığında golsüz bir maçın soğuk ifadesi gibi durabilir. Oysa sahada yaşanan şey, beraberliğin çok ötesindeydi. Dünya futbolunun en güçlü oyun kültürlerinden birine sahip son Avrupa şampiyonu İspanya, topu ne kadar kontrol ederse etsin karşısında dağılmayan, paniğe teslim olmayan, son metreye kadar mücadele eden bir takım buldu. Yeşil Burun için bu maç, Dünya Kupası’na katılmış olmanın sevinciyle sınırlı kalmadı; sahaya çıkıp rakibin üstünlüğünü kabullenmeyen bir takımın ilânına dönüştü.
Bu ilânın merkezindeyse Vozinha vardı. Tam adıyla Josimar Jose Evora Dias, kendi ülkesinde uzun zamandır bilinen, saygı duyulan, millî takımın yolculuğuna yıllarını vermiş bir isimdi. Dünyaysa onu geç fark etti. Bu da futbolun acımasız taraflarından biri. Vozinha’nın İspanya karşısındaki performansı, geç gelen bir tanınmadan çok, yıllardır biriken emeğin tek maçta bütün dünyaya açılmasıydı.
Vozinha maç boyunca yedi kurtarış yaptı, maçın adamı seçildi. Bu istatistikler önemli, çünkü İspanya gibi bir takıma karşı bir kalecinin her müdahalesi maçın kaderini doğrudan etkiler. Yine de Vozinha’yı bu maçta özel yapan şey, topa uzandığı anlarla sınırlı değildi. Savunmasının arkasında duruşu, oyunu soğutma biçimi, arkadaşlarıyla kurduğu temas, yüzündeki ifade ve kararlarında görülen sakinlik, Yeşil Burun’un direncini besledi. Büyük maçlarda kalecinin rolü bazen reflekslerden önce başlar. Takımın zihnini toparlar, savunmanın nefesini düzene sokar, rakibin baskısını içeriye taşırmadan kendi alanında eritir. Vozinha bunu kırk yaşında, Dünya Kupası’ndaki ilk maçında yaptı.
Geç başlayan bir yolculuğun ağırlığı
Futbol çoğu zaman erken parlayan oyuncuların hikâyelerini sever. Vozinha’nın yolu bu anlatıya uymuyor. O, futbolcu olma ihtimâlini uzun süre el yordamıyla arayanlardan. Gençliğinde boyu yüzünden geri planda kalmış, fiziksel gelişimini tamamladıktan sonra daha fazla şans bulmuş, profesyonel oyuna yirmili yaşlarının ortasında adım atmış bir kaleci.
Bu ayrıntı, onun hikâyesini daha güçlü kılıyor. Çünkü geç başlamak, futbolda çoğu zaman geride kalmak anlamına gelir. Oyuncunun vitrine çıkacağı yıllar azalır, kulüplerin ilgisi zayıflar, kariyer planlaması daha kırılgan hâle gelir. Vozinha ise bu gecikmeyi kader gibi kabullenmemiş. Onun Angola’dan başlayıp Kıbrıs’a, Slovakya’ya, Moldova’ya ve Portekiz’e uzanan kariyeri büyük manşetlerle örülmemiş belki. Daha çok sabırla, uyum sağlama becerisiyle, bilinmeyen liglerde kendini yeniden kabul ettirme çabasıyla ilerlemiş.
Bu yüzden İspanya maçındaki performansı, tek maçlık bir parlamadan ibaret görülemez. Arkasında uzun süre devam etmiş bir direnç var. Vozinha, kırk yaşında sahaya çıktığında sadece gençliğinden kalan bir hayâli taşımıyordu; daha ağır bir şey taşıyordu: On beş yıl önce başlamış profesyonel emeğin, millî takıma verilen yılların, kaçırılan fırsatların, bırakma eşiğinden dönüşün toplamını.
Kariyerinin son bölümüne........
