menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Henüz yolun başında, ama artık yolda

25 0
31.07.2026

Bir futbol takımının sezona nasıl başladığı, bütün sezon boyunca nasıl devam edeceğini göstermez. Temmuz ve ağustos aylarında oynanan Avrupa elemeleri bu açıdan yanıltıcıdır. Takımlar henüz tamamlanmamıştır, oyuncular fiziksel olarak aynı seviyede değildir, özellikle yeni antrenörlerin fikirleri sahaya ancak parçalar hâlinde yansır. Buna rağmen bazı karşılaşmalar vardır ki skorun ve turun ötesine geçerek bir takımın hangi yöne doğru yürüdüğünü gösterir. Beşiktaş’ın Midtjylland karşısında aldığı sonuç da böyle bir anlam taşıyor.

Beşiktaş, iki maçın sonunda güçlü bir rakibi saf dışı bırakmakla kalmadı. Yeni sezonun başında kendisini sınayan ilk ciddi soruya doğru bir cevap verdi. Henüz kadrosu tamamlanmamış, oyun düzeni yerleşmemiş ve bazı mevkilerde belirgin eksikleri bulunan bir takım için bu cevap küçümsenmemeli. Çünkü Midtjylland turu, Beşiktaş’ın hazır bir takım olduğunu değil, hazırlanırken dahi ayakta kalabildiğini gösterdi.

Bu ikisi arasında önemli bir fark var. Hazır bir takımın kazanması olağandır. İnşa hâlindeki bir takımın, kendi kusurlarına rağmen sert bir rakibi iki maçta da yenmesi ise geleceğe dair daha güçlü bir işaret taşır.

Korkunun el değiştirdiği gece

Midtjylland, Beşiktaş’a kendi alıştığı futbolu oynatmak istemedi. Maçı hızlandırdı, fiziksel teması artırdı, uzun toplarla topu havaya kaldırdı ve karşılaşmanın düzenli bir pas trafiğine dönüşmesini engellemeye çalıştı. Özellikle maçın başlangıcında Beşiktaş’ı kendi ceza sahasına doğru iten bir baskı kurdu. Bu bölüm, teknik ayrıntılardan önce zihinsel bir dayanıklılık sınavıydı.

Böyle sert Avrupa deplasmanlarında ilk dakikalar çoğu zaman oyunun geri kalanını belirler. Beşiktaş’ın bu turdaki en önemli başarısı, böylesine sert bir başlangıç karşısında dağılmamasıydı. Oyun bir süre Midtjylland’ın istediği biçimde ilerledi ama karşılaşmanın duygusal kontrolü bütünüyle rakibe geçmedi. Beşiktaş geri çekilmek zorunda kaldığı anlarda bile teslim olmuş bir takım görüntüsü vermedi. Maçın içinde kaldı, rakibin ilk dalgasını atlattı ve mücadelenin yönünün değişebileceğine inanmaya devam etti.

Bu, istatistiklerde kolayca görülebilecek bir şey değil. Topa sahip olma oranları veya şut sayıları, bir takımın korkuya kapılıp kapılmadığını göstermez. Bunun işaretleri daha küçük anlarda ortaya çıkar: Baskı altında topu yeniden kaleciye çevirebilmekte, kaybedilen ikili mücadelenin ardından bir sonrakine aynı kararlılıkla girmekte, rakibin sertliğine panikle değil oyunla cevap verebilmekte.

Beşiktaş uzun süredir taraftarına bu güveni veremiyordu. Çok uzun zamandır öne geçtiğinde dahi tedirginleşen, rakibin baskısını büyüten ve maçın sonunu beklemeye başlayan bir takımdı. Midtjylland karşısındaki Beşiktaş ise henüz kusursuz değildi ama kendi tedirginliğini rakibine taşımayı başardı. Maç ilerledikçe acele eden, öfkelenen ve kontrolünü kaybeden taraf Midtjylland oldu.

Turun kaderini değiştiren asıl şey de buydu. Beşiktaş rakibinden daha sakin kaldı.

Oyunun henüz tamamlanmamış olması

Bu turun ardından Beşiktaş’ın bütün sorunlarını çözdüğünü düşünmek büyük bir hata olur. Tam tersine, Midtjylland maçları takımın eksiklerini oldukça görünür hâle getirdi. Sağ tarafta genişliği sağlayacak oyuncu ihtiyacı, orta sahadaki yaratıcılık ve fiziksel destek eksikliği, bazı oyuncuların sistem içindeki belirsizliği ve kadro derinliğinin yetersizliği ortada duruyor.

Fakat iyi bir başlangıç, sorunların görünmez hâle gelmesi anlamına gelmez. Gerçek ilerleme, bu sorunlara rağmen takımın ortak bir oyun duygusu yaratabilmesidir.

Beşiktaş’ın sahadaki bazı hareketleri henüz mekanik görünüyor. Baskıya hangi oyuncunun çıkacağı, arkadaki hattın ne kadar öne geleceği ve beklerle stoperler arasındaki mesafenin nasıl korunacağı her an aynı açıklıkla çözülemiyor. Rövanş maçının ilk bölümünde bunun sonuçları görüldü. Ön taraftaki oyuncular baskıya giderken........

© Evrensel