Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?
Atlanta’da maçın 78. dakikasına gelindiğinde Arjantin için ortada romantik bir sahne yoktu. Ne Messi’nin son bir sihir yapacağına dair güven veren bir akış vardı ne de oyunun kendiliğinden mavi-beyaza döneceğini düşündüren bir işaret. Mısır 2-0 öndeydi, Arjantin dağınıktı, süre hızla eriyordu. Üstelik bu yenilgi ihtimâli, turnuvadan elenmenin ötesinde bir anlam taşıyordu. Son şampiyon, üst üste ikinci Dünya Kupası hayâlini, kimsenin bu aşamada beklemediği bir rakibe karşı bırakmak üzereydi. Daha doğrusu Arjantin, kendini bir kez daha kurtarması için yine Messi’ye bakıyordu.
Bu maçın büyüklüğü biraz da buradan geliyor. Arjantin geri döndü, evet. Dünya Kupası tarihinde kolay kolay rastlanmayacak kadar geç kalınmış bir dönüşe imza attı. Fakat bu geri dönüşü yalnızca kahramanlık cümleleriyle anlatmak, maçın asıl gerilimini azaltır. Çünkü bu zaferin içinde iki ayrı hikâye var. Biri, Arjantin’in bütün hatalarına rağmen pes etmeyen tarafı. Diğeri, bu kadar güçlü bir takımın neden bu kadar uzun süre oyuna hükmedemediği. Diğeri ise kaçan penaltıda, savunma arkasına atılan her topta, Mısır’ın doğru yaptığı neredeyse her hamlede duruyor.
Mısır’ın cesareti, Arjantin’in telaşı
Mısır bu maça beklenenden çok daha berrak bir fikirle çıktı. Nerede bekleyeceklerini, nerede basacaklarını, hangi anlarda Arjantin’in dengesini bozacaklarını iyi biliyorlardı. Duran toplar ilk andan itibaren tehlike taşıdı. Yasser Ibrahim’in kafa golü de tesadüfi bir an değildi; Arjantin’in fiziksel eşleşmelerde yaşayabileceği sorunu erkenden görünür hâle getirdi. Lisandro Martínez’in yanında beliren her yüksek top, Arjantin’in savunma düzenine küçük bir soru daha ekledi.
Messi’nin penaltıyı kaçırması maçın psikolojisini daha da sertleştirdi. Böyle anlarda büyük oyuncuların kaçırdığı penaltılar, sıradan bir gol fırsatının heba edilmesinden daha ağır durur. Mostafa Shobeir, bu andan sonra Arjantin’in üzerine doğru gelen huzursuzluğun yüzü oldu. Mac Allister’a, Julián Alvarez’e, Messi’ye karşı yaptığı hamleler Mısır’ın maç planını ayakta tuttu.
Arjantin’in 78 dakika boyunca olan hâli şaşırtıcıydı. Hücum oyuncuları fazla acele etti, orta sahaları Mısır’ın koşularını bastıracak sertliği kuramadı, bekler oyuna ritim vermekte yetersiz kaldı. Son şampiyonun sahada olması, oyunun kendi kendine çözülmesine yetmedi. Arjantin, uzun süre o çok tanıdık rahatlığa yaslandı: Sonunda bir yol bulunur, Messi bir şey yapar, rakip çözülür. Mısır ise bu rehavetin içine girdi ve orada kalmadı; ikinci golü bulacak kadar da ileri gitti.
VAR’ın gölgesi ve Mısır’ın hakkı
Mısır’ın iptal edilen golü, maçın uzun süre tartışılacak bölümünü oluşturuyor. Kural açısından bakıldığında hakemin ve VAR’ın dayanak gösterebileceği bir temas vardı. Ama futbol yalnızca geriye sarılmış........
