menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Franco Baresi’nin ardından: Son büyük libero

43 0
01.08.2026

Futbol tarihi çoğu zaman gol atanları hatırlar. Bir oyuncunun büyüklüğü, rakamlarla kolayca anlatılabildiği ölçüde görünür hâle gelir: kaç gol attı, kaç asist yaptı, kaç kişiyi geçti, kaç final kazandırdı? Savunmacılar için aynı açıklık yoktur. Onların en iyi yaptığı şey, henüz ortaya çıkmamış bir tehlikeyi ortadan kaldırmaktır. Başarıları çoğu kez bir hareketin gerçekleşmemesinde, bir koşunun yarıda kalmasında, bir pas ihtimâlinin daha top ayağa gelmeden kaybolmasında saklıdır. Franco Baresi’yi futbol tarihinin merkezine yerleştiren de bu görünmez alanı yönetme becerisiydi. O, savunmayı oyunun arka planındaki zorunlu bir görev olmaktan çıkarıp futbolun en yüksek düşünme biçimlerinden birine dönüştürdü.

Baresi’yi anlatırken kullanılan “büyük stoper”, “efsane kaptan” ya da “son büyük libero” gibi tanımların hepsi doğrudur. Yine de hiçbiri tek başına yeterli değildir. Çünkü onun kariyeri, bir oyuncunun kendi mevkiinde ne kadar iyi olabileceğinden daha kapsamlı bir hikâye anlatır. Baresi, iki futbol çağı arasında yaşadı. Birinde savunmacının görevi adamını takip etmek, ceza sahasını korumak ve topu tehlikeden uzaklaştırmaktı. Diğerinde savunma, bütün takımın birlikte yönettiği bir alan ve zaman meselesine dönüşüyordu. Baresi bu değişime tanıklık etmedi; değişimin bizzat kendisi oldu.

Müdahaleden önce gelen düşünce

Baresi’nin oyunu, büyük savunmacılara ilişkin alışılmış fiziksel ölçütleri boşa çıkarıyordu. Çok uzun değildi, rakiplerini saf süratiyle geride bırakmıyordu, heybetli görünümüyle ceza sahasını korkutucu bir bölgeye çevirmiyordu. Onu farklı kılan, pozisyonun başlangıcını diğer oyunculardan önce sezmesiydi. Çoğu savunmacı tehlike ortaya çıktıktan sonra ona cevap verir. Baresi ise tehlikenin nerede doğacağını hesaplayıp oyunu daha ortaya çıkmadan başka bir yöne sürüklerdi.

Bu nedenle onun savunmacılığı, sürekli geri çekilmekten çok rakibin karar alanını daraltmaya dayanıyordu. Rakip hücumcuyu takip etmek yerine onu belirli bir koridora yönlendiriyor, pas açısını kapatıyor, rakibin rahatça dönebileceği alanı ortadan kaldırıyordu. Yaptığı müdahale, çoğu zaman pozisyonun son aşamasıydı. Asıl iş çoktan tamamlanmış, rakip istemediği seçeneğe zorlanmış oluyordu.

Futbolun en büyük yanılgılarından biri, zekâyı çoğunlukla hücum oyuncularına ait bir özellik saymaktır. Yaratıcılık denildiğinde akla topu dar alanda saklayan, beklenmedik paslar atan ya da bir savunmayı tek hareketle açan futbolcular gelir. Oysa Baresi’nin yaptığı da bir yaratıcılık biçimiydi. O, boşluğu kapatmıyor; boşluğun nerede bulunacağına karar veriyordu. Rakibin zihnindeki oyunu bozuyor, kendi takımının hareketlerini tek bir düşünce etrafında birleştiriyordu.

Bu yönüyle onun savunmacılığı, yıkıcı olmaktan çok kurucuydu. Baresi topu kazandığı anda görevini tamamlamış sayılmazdı. Kazanılan topun hangi hızla, hangi açıyla ve hangi oyuncu üzerinden hücuma dönüştürüleceğini de düşünürdü. Bir savunma hamlesiyle saldırı arasında duran geçişi o kadar doğal yönetiyordu ki, Milan’ın hücumları kimi zaman onun rakibin önüne attığı tek bir adımla başlıyordu.

Eski liberonun içinden doğan yeni savunmacı

Libero, futbol tarihinin artık büyük ölçüde ortadan kaybolmuş........

© Evrensel