Kim daha müstehcen?
Tolstoy’un Anna Karenina’sı, Flaubert’in Madam Bovary’si, D.H. Lawrence’ın Lady Chatterley’in Sevgilisi yayınlandıkları dönemde toplum ahlakına, dini değerlere hakaret etmek ve müstehcenlikle suçlanmışlardı. Aslında ahlak ve toplumsal değer yargıları gibi zamana ve topluma göre değişen kriterler sanat ürünlerinin dolaşım alanında devlet kontrolünün başlıca gerekçesi olagelmiştir. Adı geçen ve müstehcenlikle suçlanan başyapıtlar 19. yüzyıldaki sınai ve toplumsal alt üst oluş döneminde insan ilişkilerinin geleneksel sınırlarını alt üst etmişlerdi. Aile ve ‘cinsiyet rejimi’nin katı ve kontrollü dengelerini yerinden oynattılar. Statükonun hukukunu ve kamuoyunu sarsarak yasayla, cebirle korunmaya çalışılan toplumsal düzendeki iki yüzlülüğü teşhir ettiler; miadı çoktan dolmuş sınıfların yüzüne bir ayna tuttular.
Müstehcenlik sözle veya yazıyla edebe uymayan beyan ve davranışta bulunmak anlamına geliyor. Uygunsuzluğun yazılı bir tanımı olmadığı için keyfiyete de müsaittir ve insan bedeni, yaşam tarzı, davranışları üzerinde yönetici erkin hukuki ve inzibati tedbirlerle kontrol alanını genişletmesine olanak sağlar. Yakın zamanda Avrupa’da açık alanda çocuklarını emzirebilmek isteyen kadınlara getirilen yasak ve yasağa karşı direniş hatırlanabilir. Çıplak kadın görüntülerini içeren resim sergilerine, açık alan heykellerine yapılan muameleler de örnektir.
Son zamanlarda şarkıcı Gülşen’in dekoltesi, Manifest grubunun müstehcenliği, Mabel Matiz’in şarkı sözleri yargının keskin bıçağının önüne yatırıldı. Bu isimler toplumun ahlakını tehdit, değer yargılarını taciz eden isimler olarak teşhir edildiler, ediliyorlar. Hakim Mabel Matiz’in şarkı sözlerinin müstehcen olup olmadığını anlamak için şöyle sordu: “Bu bir erkeğe yazılmış bir şarkı mı?” Şarkıcı, “Bu soruyu üzücü ve kalp kırıcı buluyorum. Bu soruyu bir arabesk şarkıcısı........
