Dezenformasyon Yasası doğru bilgiyi alenen yaymayı engeller
Sözleşme dönemlerinde radikal ve uzlaşmaz demeçler vererek işçilerin gazını alan sonra onların üyelik ödentileriyle edinilmiş rahat koltuğuna, lüks arabasına dönen sendikacı profilinin acınası halini teşhir eden yeni nesil sendikacılar da vardır. Mehmet Türkmen onlardan biri. Gaziantep’te kurulan BİRTEK-SEN’in kuruluşundan beri her grevde her işçi eyleminde sınıf sendikacılığı yaptı Mehmet. Bu yolda defalarca gözaltına alındı ve tutuklandı. Şimdi yine tutuklu.
Türkmen tutuklanmasına neden olan, Sırma Halı işçilerine yönelik konuşmasında şöyle demişti:
“Onları Sırma Halı işçilerinin sofralarına çağırıyoruz. O sofralara oturanlar, işçiyi kuru ekmeğe muhtaç edenlerdir. İşçiler aylardır maaşlarını düzenli alamıyorlar. Fazlasını değil, sadece maaşının zamanında yatırılmasını istiyorlar. İşçileri tehdit etmekten vazgeçin. İşçileri insan yerine koymayı öğrenin. Bu memlekette patronsanız zenginseniz işçinin hakkına çökebilirsiniz, kimse size hesap sormaz. Bu ülkede yasalar zenginler için geçerli değil.”
Mehmet’in tam da söylediği gibi Sırma Halı patronu harekete geçip onu şikayet etmiş, güvenlik ve yargı harekete geçerek sonuçta ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’, ‘Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçu iddiasıyla hapsedilmişti. Bu ülkede yasalar işçinin hakkına çökenlerin üzerinde değil sendikacıların üzerindeki bir Demokles Kılıcı’ydı.
O basın açıklamasında söylenen sözler aslında sınırlı bir çevreye ulaşmıştı ama Mehmet’in tutuklanmasıyla birlikte ‘doğru bilgi’ basın ve sosyal medyada yayıldı, toplumun çeşitli kesimlerinin gösterdiği tepkilerin de tetiklenmesine yol açarak halka mal oldu. Kin ve düşmanlığı yaymayı başardılar!
‘Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ gibi muğlak bir terim 2022 yılında çıkarılan Dezenformasyon Yasası’nın ağırlık merkezini oluşturuyor. Bu yasa sayesinde gazetecilerin, meslek odalarının, Mehmet gibi sendikacıların, sosyal medya kullanıcılarının, akademinin dili ve kalemi sıkıca bağlandı. Çünkü yasa gerçekte iktidar siyasetini, pratiğini ve empoze ettiği kültürel değerleri eleştirenleri hedef almayı kolaylaştıran geniş bir alanı kontrol etmeyi amaçlıyor.
Dezenformasyon Yasası’nın ilk iki yılındaki bilanço 384 davanın açılması ve 42’sinin mahkumiyet ile sonuçlanmasıdır. Gözaltı ve mahkeme dönemi gibi eziyetli süreçlerden sonra 146 dava beraatle sonuçlandı. Bu yasaya cumhurbaşkanına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik de gelişigüzel eklendiğinde dört yıl içinde çok sayıda kişinin yasanın tezgahından geçtiği söylenebilir. Son örneği bir yıl hapiste tutulduktan sonra salınan Fatih Altaylı’dır. Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle tutuklanan Altaylı, yakında salıverildikten sonra Cumhurbaşkanından geçmiş olsun telefonu aldığına göre yanıltıcı bilgiyi gerçekten yayma hakkının da giderek iktidarda tekelleştiğini görmek zor olmaz.
Oysa önceki gün Erdoğan bir kısım basın mensubu için verilen iftar yemeğinde şöyle demekteydi: “İnsanların doğru bilgiye rahatlıkla ulaşabildiği, farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği güçlü bir medya hepimiz için hayati önemdedir. Geçmişte öyle günler yaşadık ki farklı sesler susturuldu, halkın tarafsız haber alma hakkı engellendi. Bugün her bakımdan daha özgür, daha çoğulcu, daha renkli bir basın ve yayın iklimine sahibiz.”
Mehmet’in farklı, demokratik, özgür ve çoğulcu sesi ne olacak peki?
Bu, patronların çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, halkın bir kesimini ötekine karşı kutuplaştırıp kin ve düşmanlığa teşvik eden rejimin bildik anlatısı yeni Türkiye masalı çoktan eskimişken onu zorla kolonlarında tutmak için yanıltıcı bilgiyi alenen yaymayı bir kesimin lüksü olarak tanımanın faturası daima, kral çıplak diyene mi kesilecek.
Mehmet Türkmen ‘alenen’ işini yapmış, bir sendikacı olarak işçinin yanında durmuş, kendisini ihbar eden patronu da ihbar etmiştir. Bu ihbar kayda geçmeli, Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır. O kadar özgür, çoğulcu ve renkli isek, sınıf sendikacılarına da yer vardır.
Dezenformasyonsuz, iyi bayramlar dileğiyle…
