Super Bowl’un ve kahramanların dönüşümü
Amerikan futbolu, icat edildiği günden bu yana ABD’nin en stratejik sporu. 19. yüzyılın ikinci yarısında prestijli üniversitelerin ileride ülkeye liderlik etmesi beklenen üst sınıf erkeklerini “Adam edecek”, “Sertleştirecek”, böylece “savaş deneyimi” benzeri bir formasyon kazandıracağı umuduyla şekillendirilen oyun, 20. yüzyılın başında bu kez yükselen kadın hareketinin “Ülkeyi ve erkekleri yumuşatacağı” endişesine karşı göreve koşulmuştu. Daha önce de değinmiştik: Dönemin Başkanı Theodore Roosevelt, ülkeyi sardığı söylenen “feminenlik salgını”na karşı çareyi futbolda görüyor; oyunun barındırdığı ciddi sağlık tehditlerini azaltmak için yapılacak kural değişikliklerini dahi “İş, kız oyununa dönmesin” şartına bağlıyordu!
Sonrasında patlak veren dünya savaşları, ABD elitinin o çok korktuğu “yumuşama”ya izin vermedi neyse ki! Kimsenin “sertleşmek” için bir spora ihtiyacı yoktu aslında ama 1945 sonrası masa yavaş yavaş yeniden şekillendirildi. Televizyon çağında artık sporlar, kitlesel manipülatörler olarak kendilerinden beklenen rolü çok daha kuvvetli şekilde oynayabilirdi. Beyzbol, boks, basketbol, atletizm gibi sporların 1960’ların aktivizmini yansıtmaya başladığı koşullarda Başkan Richard Nixon, yüzünü “stratejik dost”a döndü. Tarihteki üçüncü Super Bowl olarak kabul edilen 1969’daki New York Jets-Baltimore Colts maçında bugünkü devre arası şovunun yerini üniversitelerin askeri bando ekipleri ve rap rap yürüyüşleri alıyordu ama esas eğlence savaş uçaklarının alçak uçuşuydu. Bu, daha sonra gelenekselleşti. 1969’da Washington’da 1 milyon kişinin katıldığı Vietnam işgali karşıtı eylem sonrası Nixon soluğu bir NFL maçında, Washington Redskins-Dallas Cowboys müsabakasında........
