menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa karneleri: Doğru tespit ve teşhisin önemi

26 0
28.02.2026

Tarihi seviyede para harcayan Türk kulüpleri için Avrupa sezonunun ikinci yarısı resmen başladı. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nde Juventus’u eleyerek son 16 turuna kaldı. Fenerbahçe, Nottingham Forest’a elendi ve Avrupa Ligi’ne veda etti. Harcadığı para elbette diğerleriyle kıyaslanamayacak olan Samsunspor ise Konferans Ligi’nde Shkendija’yı geride bırakarak son 16 takım arasına adını yazdırdı. Beşiktaş ve Başakşehir’i daha ön eleme aşamasında skandal şekilde kaybetmiştik zaten.Alışık olmadığımız biçimde bahar aylarına iki takımla kalmış olmanın önemli olduğu, ileriye doğru bir adım atıldığı iddia edilebilir. Ancak harcanan para göz önüne alındığında ortada genel olarak bir başarıdan söz etmek mümkün değil. 

Bana göre Galatasaray ve Samsunspor, kadro kaliteleri ölçüsünde mücadele ettikleri ligde yapmaları gerekeni yaptılar. Fenerbahçe ise Avrupa Ligi’ni 19. tamamlayarak ve playoff turunun ilk maçında Nottingham Forest’a karşı varlık gösteremeyerek büyük bir başarısızlığa imza attı. İkinci maç, ev sahibi için büyük oranda formaliteye dönüşmüşken ve Fenerbahçe de ciddi eksiklerle boğuşuyorken deplasmanda ortaya konan mücadele bu maç özelinde saygıyı hak ediyor ama genel tabloya baktığımızda sarı-lacivertliler kötü bir Avrupa sezonu geçirdi. Bunca harcamanın en azından çeyrek final, yarı final görmesi gerektiğine dair öz eleştiri yapılmadığı müddetçe ilerleme kaydetmek de zor. Bu anlamda perşembe gecesinden beri medyada esen “Yenildik ama ezilmedik” havasını anlamlandırmak güç. Arkadaşlar bu takımın devre arasında 22 milyon avroya Sidiki Cherif, 30 milyon avroya Guendouzi, 2.5 yıllık toplam maliyeti 42 milyon avro olan Ngolo Kante’yi aldığının farkındayız değil mi! Üç büyükler, Avrupa’daki muadillerine kıyasla çılgınca para harcıyor ve bunun karşılığında çok daha gerçekçi şekilde değerlendirilmeyi hak ediyorlar. Aksinin ne ülke futboluna ne de bu kulüplere bir faydası var. ***Gelelim Juventus’u iki dramatik maç sonunda eleyen Galatasaray’a. Sezon başında, Galatasaray’ın UEFA katsayı ortalamalarına göre en zorlu ikinci kurayı seçtiği öne sürüldüğünde de vurgulamıştım: Sarı-kırmızılıların, dünyanın en iyi beş santrforundan biri olan 80 milyon avro bonservis ve 21 milyon avro maaşlı Victor Osimhen, Leroy Sane, Wilfried Singo, Uğurcan Çakır ve İlkay Gündoğan’la güçlendirdiği kadrosuyla hiçbir rakip ve kuradan şikayet edecek hali olmamalı. Sarı-kırmızılıların kadrosu, Liverpool ve City maçları dahil, tüm müsabakalarda rekabet edebilecek seviyede. Okan Buruk’un öğrencileri bunu büyük oranda doğruladı. Ama Osimhen’in oynamadığı maçlar, yalnızca iki değişikliğin yapılabildiği Union SG ve Monaco müsabakaları gösterdi ki sarı-kırmızılılar aynı teknik direktörle dördüncü sezonunu yaşayan bir ekip için hâlâ fazla tek adam/tek oyun odaklı bir halde. Toplu oyun halen çok sıkıntılı, topa dayanan varyasyonlara dair ezberler zayıf… Okan Buruk futbolunun temel oyuncu kurucusu coşku ve onun tetiklediği ön alan presi… Osimhen bu oyun için biçilmiş kaftan ama ötesi gerektiğinde, zihinler skoru tutmaya odaklandığında, taraftarın sağladığı coşkunun olmadığı deplasmanlara gidildiğinde Galatasaray tekliyor. Son Juventus maçı, bunun bir örneğiydi.

Maç sonu yapılan değerlendirmelerde birbirine benzediği düşünülen ama aslında çok farklı olan iki açıklama vardı. Okan Buruk da Osimhen de çok kötü oynadıklarında hemfikirdi ama bunun nedenlerine dair teknik direktör “rehavetten” bahsederken Osimhen “korku ve paniğe” işaret etmişti. Bence haklı olan Osimhen. Galatasaraylı futbolcular, coşkulu ön alan presi yapamadıkları maçlarda oyunu kontrol etmekte sıkıntı yaşadıklarını, bu olmadığında iyi savunamadıklarını biliyorlar. Hatta bir kez zihinleri “skoru korumaya” kaydığında, rakibin 10 ya da 11 kişi olması bile fark etmiyor. Bunun en meşhur örneği, Fenerbahçe’ye karşı 6 puan farkla önde çıkılan, beraberliğin yettiği 2023/24 sezonu 37. hafta maçıydı. Takım maça, iddia edildiği gibi rehavetten değil “skoru tutma” psikolojisinin neden olduğu tereddütten girememiş, Fenerbahçe üstelik 10 kişi kalmasına rağmen tıpkı Juventus gibi oyunu domine etmişti. Juventus karşılaşması bu maça epey benziyordu ve iki maçta da Okan Buruk futbolunun toplu oyun zayıflığı, oyunu sahanın her yerinde pasla ve bireysel/kolektif alan değiştirmelerle kurabilmeye dair eksikliği belirleyici oldu. Rakip 10 kişi kalmasına rağmen takımın bu bölümde saygın bir görüntü sergileyememesi sarı-kırmızılıların son 16 turuna kalmaya dair yaşadığı sevince limon sıktı. Bununla ilgili eleştirilerin hem takım içinde hem de taraftarlar arasında yapılıyor olması gayet sevindirici bir şey. Galatasaray’ın son 40 yıldaki başarılarında bu rasyonelliğin önemli payı var. Ancak dediğim gibi eleştiri varsa doğru temel üzerinde yükselmeli. Galatasaray’ın çarşamba gecesi yaşadığı problem “rehavet” değil korku ve panikti; bu tip senaryolarda ne yapacağını bilmemenin verdiği korku, ön alan baskısı yapacak coşku olmadığında ortaya bir oyun koyamamaya dair yıllar içinde oluşan hafıza… Sarı-kırmızılıların bir sonraki adımı bu sorunun çözümüne yönelik olmalı.

NOT: Karne dedik, notları da verelim: Galatasaray B, Samsunspor B, Fenerbahçe D, Beşiktaş ve Başakşehir F.


© Evrensel