İnanacaksan en çok kendi gücüne inanacaksın
Galatasaray’ın Liverpool karşısında elde ettiği 1-0’lık galibiyet çeyrek final kapısını açmaya yeter mi? Kuşkusuz sarı-kırmızılı ekibi çok zorlu bir rövanş bekliyor.
Bu sezon Liverpool ile İstanbul’da oynadığı iki maçta kalesini gole kapayan Galatasaray, deplasmanda oynayacağı rövanş maçında da bunu başarması halinde çeyrek finale adını yazdıracak...
Skordan daha umut verici olan, Galatasaray’ın Liverpool’un yüksek temposuna ayak uydurması ve hiçbir fiziksel zaaf göstermeden 90 dakika boyunca rakibiyle kora kor mücadele etmesiydi.
Riskli bölgede yapılan ve ucuz atlatılan birkaç top kaybı dışında ciddi bir aksaklık görülmedi sarı-kırmızılı ekipte…
Kolay top kayıpları en büyük sorun sayılabilir.
En çok da Uğurcan’ın uzun vuruşlarıyla top rakibe teslim ediliyor. Zaman zaman doğrudan rakip kaleciye kadar giden vuruşları bile olabiliyor Uğurcan’ın. Bu top kayıplarında Osimhen’in de payı var. Uğurcan’dan ya da savunma oyuncularından gelen havadan uzun paslarda Osimhen genellikle topa çıkar gibi yapıp çıkmayarak rakibini şaşırtmaya ve böylece şaşıran rakibinin arkasına düşecek topla buluşmaya çalışıyor. Ama bu kurnazlığın işe yaraması çok küçük bir ihtimal. Osimhen hava mücadelesine çıkmayınca rakip oyuncular bu topları kolayca karşılayıp kendi arkadaşlarına kazandırıyorlar.
Oysa Osimhen hava toplarına çok iyi yükselen bir oyuncu. Geriden gelen uzun pasları kafayla arkadaşlarına indirmeye çalışması, topun takımında kalması adına çok daha doğru olur. Topu rakibe bu kadar kolay teslim etmemek gerekir.
En doğrusu ise Uğurcan’ın oyunu kanatlardaki arkadaşlarından başlatması. Bu, olası top kayıplarının oluşturacağı riski de en aza indirir...
Rövanşta 1-0’lık skoru korumayı amaçlayan katı savunma ağırlıklı bir stratejiyle sahaya çıkmak doğru olmaz. Galatasaray’ın Osimhen, Barış Alper Yılmaz, Noa Lang, Yunus, Jakobs, Sallai gibi hızlı karşı atak geliştirebilecek özelliklere sahip çok önemli kozları var.
Liverpool bu sezon savunmasında ciddi sıkıntılar yaşıyor. Bu da Galatasaray için fırsat anlamına geliyor. İyi savunma yapmanın yanında Galatasaray Anfield’de gol ya da goller atmanın yolunu bulmalı. Atacağı her gol işini biraz daha kolaylaştırır…
Bu maçtan önce kaleci Uğurcan ile birlikte Jakobs, Sanchez, Abdülkerim, Sallai, Noa Lang ve Osimhen’in sarı kart ceza sınırında olması büyük bir endişe kaynağıydı. Bu oyuncular sarı kart görmeleri halinde rövanş maçının kadrosunda yer alamayacaktı.
Korkulan olmadı, sadece Sanchez -o da tartışmalı bir kararla- sarı kart gördü ve rövanş için cezalı duruma düştü.
Bu da gösteriyor ki, pekala şuuru ve kontrolü kaybetmeden, hakemlere itiraz etmeden de hakkıyla mücadele edilebiliyormuş...
Okan Buruk’un galibiyeti, tribünlerde oluşturulan atmosferin verdiği enerjiye ve kendilerini destekleyenlerin ettiği dualara bağlaması kadar, Türk futbolunun gelişmişlik göstergesi şeklinde yorumlaması tuhaftı.
Kuşkusuz konsantrasyon ve motivasyon önemli unsurlar ama galibiyette en büyük payın emeğe ait olduğu tartışılmaz.
Böylesi laflar oyuncuların sahada sergilediği performansa yani emeğe haksızlık anlamına gelir. Emeğin değeri ve önemi bilinmeden de istikrarlı başarılar yakalamak mümkün değildir.
Rövanş maçında Galatasaraylı taraftarlar olmayacak. Taraftar desteğini sürekli olarak abartarak tekrarlamak, onların olmadığı durumlarda futbolcular üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Bu bakımdan hiçbir zaman somut yaklaşımlardan, değerlendirmelerden uzak düşmemek lazım.
Ayrıca, ilk 11’de sadece 3 yerli oyuncu varken Türk futbolunun gelişmişliğinden söz etmenin anlamı ne?
Dünyada bizden başka, elde ettiği başarıları ait olduğu etnisiteyle ilişkilendirerek açıklayan teknik direktörler var mı acaba?
Eksikleri gidermek ve oyunu geliştirmek için yoğun biçimde çalışmak yani emek harcamak gerekir. Şunu bilmek gerekir ki, ortaya emek koymadan atmosfer, dua gibi hiçbir dışsal ve duygusal faktör işe yaramaz…
Ve elbette her şeyden önemlisi, oyununu, en çok kendi gücüne inanacağın seviyeye çıkarabilmek…
