Yoksulun gıda enflasyonu 6 kat fazla
Bugün bir kez daha “enflasyon eşitsizliği” meselesi üzerinde durmak istiyorum. Bu kavrama ve bu kavramı ölçmeye ve etkilerini tartışmaya yönelik kimi çalışmaların bazı sonuçlarından önceki bir yazımda da bahsetmiştim. Kavramın özelliği şu: Kavram burada yalnızca farklı gelir gruplarının farklı tüketim sepetlerine sahip olduğunu dolayısıyla enflasyonun herkes için geçerli tek bir değeri olmadığını söylemekle yetinmiyor. Daha önemli bir noktaya işaret ediyor: İnsanlar çoğu zaman aynı tür malları tüketseler bile bunların farklı marka, kalite ve fiyat segmentlerini satın alıyorlar. Örneğin, herkes peynir, süt, yağ, yumurta veya tavuk tüketiyor; ancak düşük gelirli bir hane ile yüksek gelirli bir hane peynirin ya da yağın farklı markalarını ve farklı kalite düzeyinde olanları satın alıyor. Enflasyon eşitsizliği tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü bu farklı segmentlerdeki “aynı” malların fiyatları aynı oranda artmıyor. Çoğu durumda düşük gelirli hanelerin tükettiği daha ucuz ürünlerin fiyatları daha hızlı yükselirken, orta ve yüksek gelir gruplarının tükettiği ürünlerde fiyat artışları daha sınırlı kalabiliyor. Sonuç olarak, aynı tür malları tüketen farklı insanlar gelir düzeylerine bağlı olarak farklı enflasyon oranlarına maruz kalabiliyorlar.
Bu nedenle enflasyonun tek ve ortak bir deneyim olduğunu varsaymak yanıltıcıdır. Ortalama enflasyon oranı toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı fiyat artışlarını görünmez kılabilir. Enflasyon eşitsizliği tartışması, enflasyonun aynı zamanda sınıfsal bir süreç olduğunu ve fiyat artışlarının toplumsal gruplar arasında eşit dağılmadığını göstermektedir.
Bu kısa yazıda dördüncü sınıfta bitirme projesi olarak bir öğrencime verdiğim küçük ve zaman sınırlı bir çalışmanın sonuçlarını sizinle paylaşacağım. Çalışmada Türkiye'nin farklı gelir gruplarına hitap eden dört zincir marketinde 10 temel gıda ürününün 24 Mart-29 Mayıs 2026 tarihleri arasındaki fiyatları........
