Antikomünizmin kazara komünist propagandaya dönüşümü
Ahşap döşemeli geniş bir salondan içeri girdiğinizi düşünün: Karşınıza iki kişilik bir kanepe var. Kitaplık ve TV ünitesi tüm duvarı kaplıyor. Genel olarak minimal bir dekorasyon ve açık renkli duvar kağıtları tercih edilmiş. Abajurdan loş bir ışık geliyor.
Güç bela kiralar ödeyerek sığmaya çalıştığımız yapılar düşünüldüğünde saydıklarımız çoğumuzun imrenerek bakacağı sıcak bir yuvayı çağrıştıracaktır. Ancak inanmak güç olsa da bu bir ‘sosyalizm parodisi.’
Betimlediğimiz mekan Almanya’daki bir antikomünist müzede bulunuyor. Buradaki kompozisyon Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki (DAC) sosyalist ev hayatını eleştirel bir dille yansıtıyor. En azından müzenin iddiası o yönde. Ziyaretçilerin tipik bir Doğu Alman salonuyla karşılaştığında “Sosyalizmde hayat ne kadar, sıkıcı, sade ve griymiş” demeleri bekleniyor. Fakat kapitalizmin bundan daha iyi bir gelecek sunamayacağı karanlık çökünce ayyuka çıktı ve sonrasında işler değişti...
Genç işçilerin önüne koyulan bu manzara onlara ‘Tiksinti vermek’ şöyle dursun, gıptayla baktırıyor. Sosyalist dönemde evsizliğin olmadığı, herkesin barınma hakkının ücretsiz bir şekilde -ya da sembolik ücretlerle- güvence altına alındığını öğrenmek, salonun zihinlerde ‘konfor’ çağrışımı yapmasına neden oluyor. Başka bir deyişle: Antikomünist propagandayla yola çıkan anlatı, kendini ‘kazayla’ komünist propaganda yaparken buluyor!
Şaşkınlıktan doğan ilgi
Dönüşümü anlamak için önce bu müzelerin anatomisini inceleyerek söze başlayalım. Geçmişinde sosyalist mirasa bir şekilde dokunmuş pek çok ülkede ‘sosyalizm altında günlük yaşam’ ya da ‘komünizm suçları’ isimleri altında toplanan müzelere rastlamak mümkün. Bazıları sadece günlük yaşamı ele alıp basit ve apolitik bir anlatı tercih ediyor. Bunlar tarihsel gerçeklikten yalıtılmış ‘egzotik bir deneyim’ sunuşundan ibaret olsa da görece masum sayılabilir. Çünkü diğer bazıları aynı ‘gündelik hayat’ nostaljisini net bir antikomünist perspektifle pazarlıyor.
Tiran, Berlin, Budapeşte, Bükreş ya da Prag... hepsi bu tip müzeler ve turlarla dolu. Hepsi de tek renkli bir anlatıya sahip: Sosyalizmin ne kadar baskı ve kasvetle dolu ‘ibretlik’ bir zaman dilimi olduğunu zaman kapsülü şeklinde anlatmak. Peki ya ücretsiz sağlık, eğitim? Ulaşılabilir kültür-sanat? Herkes için barınma hakkı? İşsizliğin ve açlığın ortadan kalkması? Tüm bunlar yokmuş gibi baştan sona ‘kötülükle’ yaratılmış bir ‘öcüyle’ baş başa kalıyorsunuz.
Parmak kötüye işaret........
