Savaş ve siyaset
Türkiye’de sosyalistler Prusyalı General Clausewitz’in “Savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet yoluyla) devamıdır.” Bakış açısını Lenin okumalarından öğrendi. Şimdi bu sözü televizyonlarda emekli generaller de söylüyor. Fakat, bizdeki yandaş ve sözde muhalif medya güncel savaşın Trump’ın psikopat olması, İsrail tarafından kandırılması ve İsrail’in de 3 bin yıl önce kendilerine Tanrı tarafından vadedilmiş toprakları almak için yapıldığını savunuyor. Oysa Ukrayna Savaşı’nda olduğu gibi çatışan güçler aynı. Bir tarafta ABD ve müttefikleri karşıda Rusya, Çin, İran ve hatta Kuzey Kore ve müttefikleri. ABD’nin Ortadoğu ve Rusya’ya karşı stratejisi Trump’ tan önce belirlenmişti. Üstelik strateji belgelerinde de yayımlanmıştı. Dünyadaki petrol ve değerli maden yataklarını kontrol altına almak, Rusya’yı kuşatarak boğmak, Çin’in ticari ve ekonomik yayılmacılığını durdurmak, ABD’nin en güçlü emperyalist devlet olarak varlığını sürdürmesini sağlamak. İsrail’in vadedilmiş topraklarının içinde Venezuela, Panama, Grönland vd. yok herhalde?
Evrensel okurları şanslı. Yukarıda sözünü ettiğimiz medyadaki palavraları burada bulmak mümkün değil. Bugün olacakları çok önce yazdı haber ve yorumlarında. Savaşın bir bölge savaşına dönüşebileceğini, Hürmüz Körfezi’nin petrol sevkiyatına kapatılabileceğini, bunun da bir petrol krizi ve ekonomik krize yol açabileceğini daha savaşın ilk günlerinde öngördü.
Bir de her iki savaşta da güçsüz durumda olan Ukrayna ve İran övgülerine rastlanıyor. Nasıl direndikleri, ne kadar iyi savaştıkları anlatılıyor. Elbette savaşlarda iyi direnen, savaşan taraflar, ordular, halklar olabilir ama her iki savaşta da zayıf tarafın bu kadar direnmesinde belirleyici olan arkalarındaki güçlerdir. Ukrayna’nın arkasında ABD ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletleri; İran’ın arkasında da Çin ve Rusya olmasaydı iki ülke de bu kadar direnemezdi.
Türkiye’ye gelince; Cumhur İttifakı her iki savaşta da tarafsız ve ara bulucu, barış yanlısı gibi görünürken alttan alta ABD ve müttefiklerinin yanında yer aldı. Esasen kendileri de ABD ittifakı içinde yer alıyor. Ve bölge savaşına askeri olarak hazırlıksız yakalandı. Hava ve füze güçlerinin İran ve İsrail ile karşılaştırıldığında yetersizliği ortaya çıktı. Cumhur İttifakı da ABD ve müttefiklerinin Ortadoğu stratejisinden haberdardı ve “terörsüz Türkiye”, iç cephenin kuvvetlendirilmesi politikası buradan çıktı. Suriye’den sonra sıranın İran’a geleceği ve İran savaşı sırasında Suriye’de Irak’taki gibi bir Kürt özerk idaresi kurulmasının, İran Kürtlerinin de Suriye’deki gibi kendi bölgelerini silahlı güçlerle koruyup benzer bir özerk idare kurmalarının Türkiye’deki Kürtleri etkileyebileceği ve devleti zaafa uğratabileceğini düşündüler. İki defa göstermelik çözüm döneminin verdiği güvensizliği de bertaraf etmek için Kürt sorununun çözümü konusunda en şiddetli muhalefeti gösteren MHP’ye süreci başlattırarak bu sefer ciddi oldukları konusunda Kürtleri ve demokrasi güçlerini inandırmayı hedeflediler. Ama gelinen noktada iki seneye yakın bir sürede çözüm konusunda ciddi bir adım atılmadı devlet tarafından. Öcalan’ın tecrit durumunun iyileştirileceğini vadediyorlar. Başka bir şey yok. Meclis komisyonunda yazılan ve kabul edilen atılması gereken adımların çoğunun Kürt sorunu ile ilgisi yok. Anayasa ve yasalara göre yapmaları gerekenleri yapacaklarını yarım ağızla kabul eder görünüyorlar. Muhtemelen savaş durumunun bitmesine kadar bu süreci uzatmayı düşünüyorlar. Savaş durumu sönümlenirse, iç cephenin sağlam olmasına artık gerek kalmazsa biri yine bir testi kırıp üçüncü çözüm sürecini bitirebilir.
Demirtaş, Yüksekdağ, Atalay, Kavala ve diğer binlerce siyasi mahpusun bırakılmasının çözümle ne ilgisi var? Kayyım atamalarından vazgeçilmesinin, KHK ile ihraç edilenlerin görevlerine dönmesinin, gazetecilerin serbest bırakılması ve saçma gerekçelerle tutuklanmamasının çözüm ile ne ilgisi var?
Gevşemeyelim, rehavete kapılmayalım; emeğin hakları için, Kürt halkının hakları için, bütün halkın hak ve özgürlükleri için mücadeleye devam. Birleşelim, örgütlenelim. Tarih göstermiştir ki; hak verilmez alınır.
