menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet aklı akılsızlığı

24 0
04.06.2026

Kavramların, görüşlerin, tarafların birbirine karıştığı, aklın ve izanın rafa kaldırılıp bağırış çağırışın öne çıktığı bugünleri iyi anlatan deyimlerden birisi: “At izi it izine karıştı”. At ya da köpeklere dönük bir aşağılama içermeyen bu deyim, avcılık ve kırsal yaşamda, birbirine karışması nedeniyle iz sürmenin zorlaştığı koşulları anlatır.

Ama neyse ki, Türkiye düzen siyasetinin elinde her türlü karmaşayı çözeceği varsayılan, sorgulanamaz, kutsal ve biraz da bilinemez bir araç var: “Devlet aklı”.

Mutlak butlan kararıyla yeniden göreve gelen ve Kılıçdaroğlu’nun MYK’sına İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak giren Bülent Kuşoğlu’nun içinden geçtiğimiz süreci “devlet aklı” ile açıklaması Bahçeli’den sık sık duyduğumuz, Erdoğan’ın ise “beka” ile ikame ettiği bu kavramı yeniden gündeme getirdi.

DYP ve Demokrat Parti gibi merkez sağ partilerle siyasete girip Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı ile CHP’ye devşirildiği için Kuşoğlu’nun, Türkiye sağının muhafazakâr “devlet aklı” ve bekası söylemini benimsemesi normal. Öte yandan içinden geçtiğimiz süreci; mutlak butlanla kendisine de yollar açıldığından, eleştiriler karşısındaki sıkışmışlıktan ve sağcılıktan “devlet aklı” ile açıklamasının kendisine kolaylık sağladığı söylenebilir. Ona göre, akıl sahibi devlet, Erdoğan sonrası kaosu ve karmaşık dünya konjonktürünü dikkate alarak, devletin bekası için yeni rejimin çerçevesini çiziyor. Kayyım kararı da rejime uygun bir CHP hamlesi. Röportajından anlaşılan, bu CHP, şimdikinden farklı olarak “yerli ve milli” olmalı. Dışarıda ülkesini şikâyet etmemeli, İngilizlerden yardım istememeli falan.

Kuşoğlu’nun aklı biraz karışık olmalı ki, klasik sağcılığının etkisiyle “devlet aklı”nın devleti korumasına olumluluk vehmederken, birden eski CHP genel başkan yardımcısı bir sağcı olduğunu hatırlayıp CHP “böyle bir rejime karşı son kale” diyor.

Kuşoğlu’nun aklına göre “devlet aklı” devlet bürokrasinin aklıdır. Bu akıl iyi mi, kötü mü, açıktan söylemese de olumlu bir paye biçtiği ortada.

Türkiye’nin faşist damarı da dahil muhafazakâr sağ siyaset “devlet aklı”nı günlük siyasi çıkar ve kargaşanın ötesinde, uzun vadeli çıkarları esas alan, bir tür gizli el/akıl olarak görmüş, böyle tanımlamış ve güncel siyasi tartışmalarda ileri sürmüştür. Buna göre, günümüz devleti ve devlet aklı, Türklerin yüzlerce yıllık devlet iradesinin ya da İslam’la hemhal olmuş Osmanlı devlet geleneğinin güncel bir devamıdır. Şu ya da bu kesimin değil tüm milletin çıkarlarını temsil ettiği ileri sürülen bu devlet ve aklı, tarihsel bir misyonu ve varlığı geleceğe taşımakla görevlidir. Burada, her türlü “akli” icraat, devletin bekası ile karakterize olmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olarak CHP’nin de bu akılda söz sahibi olması doğaldır. CHP koalisyonu içindeki milliyetçi kimliği öne çıkan siyasi damar, Türkiye’de “devlet aklı”nın uzun süre etkili ve faydalı olduğunu varsaydı. Aradan darbeler, cemaatlerin teşviki vb. karmaşık süreçler geçmiş olsa da askeri ve sivil bürokrasinin etkili olduğu bir devlet aklının, Refah Partisi gibi İslamcı partilere karşı laikliği korumak açısından işlevli olduğunu düşündüler. Ancak, AKP ile başlayan, Ergenekon, Balyoz davaları, 2010 referandumu ile hız kazanan süreçte, AKP’nin devleti ve devlet aklını geri çekilmeye zorladığını düşünüp, devlet aklı yenildiği için kendilerini de yenilmiş saydılar. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından AKP’nin yeni siyasal ittifakları ile ulusalcılara ve eskinin Kemalistlerine yol açması sonrasında, Gülen cemaati üyelerine ve “teröre karşı mücadele” ile devlet aklının bir........

© Evrensel