Darbe yargılaması ve yargılayanların açmazı
Tarihsel bir davanın, 402 sanıklı İBB ve iştirakleri davasının seri duruşmasının ilk haftası geride kaldı. Bu topraklar maalesef benzer davalara yabancı değil. 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbeleri sonrası benzer yargılamalar yapıldı. Benzerlik sadece yargılananların sayısıyla ilgili değildi. Darbeler sonrası tasarlanan “yeni nizamı” yargı eliyle pekiştirme amacı, bugünkü davanın da temel saiklerinden birisidir.
En azından başlangıçta ve en az iki dönem mevcut cumhurbaşkanı için kurgulanan tek adam rejiminin, 31 Mart yerel seçimleriyle birlikte sarsılmaya, meşruiyetini yitirmeye başlaması İBB davasının tetikleyeni oldu. Bu durumda davanın bir numaralı “sanığı” da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini üç kez kazanan ve ana muhalefet partisi CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu olacaktı elbette.
İBB eksenli soruşturmayla eş güdümlü olarak CHP’nin örgütsel yapısını hedefleyen davaların açılması, CHP İstanbul İl Örgütüne “tedbiren” kayyım atanması, genel merkez için aynı girişimin yapılması “İktidarın seçimler yoluyla değişmesini” yargı eliyle önleme hamleleriydi. Bu hamleler şimdilik başarılı olmadı, amacına ulaşmadı.
Davanın siyasal yanı şeklen dahi gizlenmedi. Soruşturma sürecini yöneten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, daha duruşmalar başlamadan adalet bakanı yapıldı. Bakan olunca hakimlerin özlük, kıdem, atama ve disiplin işlerini yürüten HSK’nin de başkanı oldu.
İşte bu koşullarda İBB operasyonu için tetiğe basılmasından bir yıl sonra duruşmalar başladı. Hukuki değerlendirmeyi hak etmeyen, “hikaye” olarak nitelendirilebilecek yaklaşık 4 bin sayfalık iddianameyle; sanıklar, müdafiler ve izleyicilerin sığamayacağı cezaevi kampüsündeki bir salonda adil bir yargılama yapılamayacağı, daha duruşma başlamadan bilinen bir gerçekti.
Bu büyüklükte olmasa da........
