Trump’a madalya
Ölümle yitireceğimizi bildiğimiz yaşama dört elle sarılmak gerek. Arkadaşlıklarla, dostlukla, sevdayla çoğalmak, düşlerle güzelleştirmek.
Harbiye’de yeri değiştirile değiştirile radyoevinin arkasındaki otoparkta sıkışıp kalmış Zerrin Bölükbaşı’nın güzel bir kadın heykeli var. Cumhuriyetin 50. yılında yaptırılmış 20 heykelden hayatta kalan 4 tanesinden biri. Başını kimin kopardığı bilinmeyen kesik başlı yaralı bir heykel olarak, gözlerden ırak varlığını sürdürüyor. Tıpkı kadınımız gibi direniyor...
Tazelenecek ne varsa hepsi bizim olacak; bahar geldiğinde. Kapalı kapılar ardına kadar açılacak; duvarlar yıkılınca. Püfür püfür bir özgürlük rüzgarı esecek.
Dışarısı soğuk ve karanlık. Elimdeki iki sap sümbül epi topu. Masamdaki toprak kaba koydum. Odam renklendi. Bahar koktu.
Bir yere gitmek istesem gidemiyorum. Gelmek istesem gelemiyorum. Olduğum yerde kaldım, çevremi saran dört duvarla.
“Altı da bir üstü de bir yerin” demiş şair. Toprak altında ölen öldürülenlerle. Toprak üstünde açlar, yoksullar, yokluk içinde. Savaşlarla altüst edilip duran bu dünyada.
Adını anımsayamadığım dost bir şairden bugüne eski bir dörtlük: “Deliler yönetti yeryüzünü/Aptaldan olduk beter/Suzinak oldum cana/yeter artık yeter.” Bildiğiniz, tanıdığınız bütün diktatörlere adanmıştır. Madalya olarak Trump’un boynuna asıla.
“Yaşamak ne güzel şey be kardeşim” demiş ya Nâzım Hikmet. Tamam. Yaşamak güzel elbet. Yaşamaya izin varsa eğer…
