Bir Terk Etme Hikayesi
Jeopolitikte eskimeyen bir kural vardır: “İki efendiye birden hizmet edemezsiniz.”
Türkiye, Soğuk Savaş’tan bu yana tam 72 yıl boyunca bu kurala meydan okudu. NATO’nun güney kanadında, boğazların bekçisi, batı güvenlik mimarisinin vazgeçilmez halkası olarak hem askeri hem siyasi sadakat gösterdi. Ancak bugün gelinen noktada tartışmamız gereken soru şudur: Türkiye Batı’dan mı kopuyor, yoksa Batı çok daha önce Türkiye’yi terk mi etti?
Ankara’nın, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın (BRICS) oluşturduğu birliğe tam üyelik başvurusu, yüzeyde bir ittifak değişimi gibi sunuluyor. Oysa bu hamle, ani bir savrulma değil; yıllara yayılan bir dışlanmışlık hissinin, sistematik güvensizliğin ve stratejik yalnızlığın mantıksal sonucudur. Türkiye’nin yaptığı şey bir “kopuş” değil, gecikmiş bir kabulleniştir. Batı’nın artık kendisini eşit bir ortak olarak görmediğini, yalnızca itaat beklediğini kabul etmesidir.
Bu kırılma noktası bir günde ortaya çıkmadı. Her büyük jeopolitik dönüşüm gibi, birikerek geldi. Türkiye, 2016’daki darbe girişiminden sonra müttefiklerinden beklediği dayanışmayı göremedi. Güvenlik kaygıları, terörle mücadele talepleri ve savunma ihtiyaçları sürekli olarak ya görmezden gelindi ya da yaptırım tehdidiyle karşılandı. Sınırlarını korumaya çalıştığında “istikrar bozucu”, kendi hava savunmasını kurmak istediğinde “yoldan........
