Şu bizim ‘tarımsal veraset’ sorunu…
Ramazan Bayramı, ülkemiz ve bütün Müslüman dünya için hayırlar getirsin. Ağzımızın tadı yok. Bir Siyonist azgın azınlık, tüm dünyayı ateşe atıyor. Akıl ve vicdan firar etmiş. Savaşın hukuku ve ahlâkı da iflas etmiş.
Ramazan ayını, yüreklerimizi kanatan zalimliklere muhatap olarak geçirdik. Yazık ki, bayrama da aynı ruh haliyle girdik. Yüce Allah bütün Müslüman dünyaya feraset ve basiret versin.
Gündem dışı bir konuyu ele aldığımın farkındayım. Vatanımızın çevresi yangın yeri… İçeride, saçma sapan gündemlerle oyalanıyoruz. Oysa farkına varmıyor olsak da, geleceğe dönük ağır risklerle karşı karşıyayız.
İşte o ağır risklerden birisi, gıda güvenliği meselesidir. Üçüncü Dünya Savaşı ya başlamak üzere veya başladı da biz henüz idrakinde değiliz. Gücü kuvveti yerinde olan ülkeler, sessiz sedasız stoklama yapıyor. En fazla rağbet gören stok malzemesi ise temel gıda maddeleri…
Gıda güvenliği dediğimiz zaman, işin ucu gelip verimli tarımsal üretime dayanıyor. Tamam, şu an itibarıyla Türkiye’nin, tüketimine kıyasla tarımsal üretimi yüzde 130 civarında. Yani tükettiğimizden yüzde 30 daha fazla üretimimiz var.
TOPLAM ÜRETİM İYİ GİBİ GÖRÜNSE DE…
Rakamlar ortada; tarımsal hâsılada, dünya ülkeleri içinde yedinci, Avrupa’da ise birinci sıradayız.
Peki, birim alandan elde ettiğimiz verim ne durumda? İşte orası biraz sıkıntılı.
Türk tarımının en temel yapısal sorunu, işletmelerin küçük olması ve parsellerin ‘porsiyon’ haline gelmesidir,
Akla ziyan bir veraset düzenimiz var. Ana-baba ölünce, miras topraklar kardeşler arasında paylaşılıyor. Hem de her parsel, ‘ip tutulup bölünerek’…
Son 20 yıldır, devletimiz arazilerin aşırı parçalanmasını önlemek için bazı yasal düzenlemeler yaptı. Yetmedi, ‘arazi........
