KÂBE DUVARINA ASILI ZULÜM METNİ
Kureyşli müşrikler her geçen gün iman halkası genişleyince, Haşim ve Muttaliboğullarıyla hemen alelacele her türlü alışveriş ve sosyal ilişkiyi kesme adına boykot kararı alırlar. Hatta aldıkları kararları bir metne bağlanmanın ardından durum vaziyet Ebû Tâlib’e bildirilir de. Ebu Talip ise bu durum karşısında üzerine her halükarda tir titrediği sevgili yeğenini son ana kadar koruyacağına ve bu uğurda mücadele edeceğini yüzlerine karşı haykırır.
Tabii müşrikler, Ebu Talib’in bu çıkışını umursamayıp kendi aralarında hazırladıkları boykot metnini Kâbe içinde duvara asıverirler. Derken artık bundan böyle Ebû Tâlib mahalle sakinlerini kapsayan bir dizi ağır yaptırımlar yürürlüğe girmiş olur. Öyle ki yürürlüğe giren yaptırım kararları eşliğinde bırakın insanları, hayvanlar bile açlıktan kırılır hale gelir. Üstelik dışarıdan içeriye hiçbir şekilde ne bir insani yardım ne de herhangi bir erzakın girilmesine müsaade edilmediği gibi yakınlarıyla doğrudan iletişime geçmelerine karşı önlem olarak da adeta etten duvar örülüp kuş uçurtulmaz da. Her ne kadar yardım etmek babından ufak tefek mahalle aralarına istisnai sızmalar olsa da, yine de anında yapılan müdahalelerle bu tür sızmaların önüne bir şekilde geçebiliyorlardı.
Ne diyelim, müşrikler etten duvar örüp işi sıkı tuta dursunlar, bu arada açlıktan nefesleri kokan Ebu Talib Mahallesi mazlumlarının ahu figanları da gök kubbeyi inletiyordu. Hani “zalimin zulmü varsa, mazlumunda Allah’ı var” diye başlayan anlam yüklü bir veciz söz var ya, aynen öyle de aralıksız devam etmekte olan zulüm üç yılını doldurmuştu ki “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” atasözünün ruhuna uygun ibre bu kez ibre inananların lehine tecelli edip zulüm sonlanmış olacaktır. Nasıl mı? Şöyle ki, Resulullah (s.a.v) bir gün amcası Ebu Talib’i ziyaret ettiğinde şöyle der:
-Hani kendi aralarında uzlaşarak Kâbe duvarına astıkları boykot metnin sahifesi vardı ya, artık o sahifeden kala kala üzerinde sadece; ‘Bismike Allahümme’ (Allah’ım senin isminle) yazılı bir kısım kaldı. Diğer geri kalan bölümler ağaç kurtlarınca kemirilip onlara yem olmuştur.
-Ey Yeğenim! Peki, iyi hoşta tüm bunlardan siz nasıl haberdar oldunuz ki?
Resul-i Ekrem (s.a.v) cevaben:
-Rabbim bana bildirdi der.
Ebû Tâlib yeğeninin bu cevabın üzerine Kureyş’in ileri gelenleriyle derhal irtibata geçip şu teklifi........
