menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İNSAN ZİHNİ MUTLAKLIK ÜRETMEYE YATKINDIR !

29 0
28.02.2026

İnsan, belirsizliğe tahammülü düşük bir varlıktır. Kaos korkusu, ontolojik güvensizlik ve anlam arama ihtiyacı onu “kesin doğrulara” yöneltir. Bu anlamda din insana çok güçlü bir çerçeve sunar.

Ancak ilahi olanın mutlaklığı sadece kadim metinlerde kalmaz, işin içine tarih ve sosyolojinin yansıması olan insan zihni ve yorumu girdiğinde işler karışır. Asıl sorun, insanın kendi yorumunu ilahi mutlaklıkla özdeşleştirdiği anda başlar.

İbn Haldun, insanın toplumsal aidiyet (asabiyet) üzerinden hakikat algısı ürettiğini söyler. Yani kişi çoğu zaman “hakikati” değil, ait olduğu grubunun hakikatini savunur. Bu noktada din veya kapsayıcı ideolojiler kimlik koruma aracına dönüşür.

KUTSALI SAHİPLENME = GÜCÜ SAHİPLENME

Tarih boyunca “Tanrı adına konuşma” iddiası, en güçlü meşruiyet üretim aracıdır. Çünkü Tanrı’ya itiraz edilemez.

Max Weber’in kavramıyla söyleyelim: karizmatik otorite, kutsallık üzerinden rasyonel sorgulamayı devre dışı bırakabilir.Kişi şuna inanır: “Ben konuşmuyorum, beni Allah konuşturuyor.”

Bu psikolojik eşik aşıldığında, yapılan eylem artık bireysel sorumluluk değil, “ilahi görev” olarak görülür. Bu da şiddeti ahlaki bir yük olmaktan çıkarıp ibadet hissine dönüştürebilir.

KENDİ YORUMUNU MUTLAKLAŞTIRMA MEKANZİMASI:

Erich Fromm, insanın özgürlükten kaçma eğiliminden söz eder. Özgürlük sorumluluk getirir. Oysa dini ve ideolojik dogmatizm rahatlatıcıdır:

Düşünmek zorunda değilsin.Sorgulamak zorunda değilsin.Vicdani........

© Enpolitik