menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sn. Yusuf Tekin Türkiye’nin MEB Bakanı Olabildi Mi?

9 0
12.04.2026

Önce anlamlı bir şiir ile başlayalım:

“Sel Eyledi Zaman Bizi”

“Be yarenler be kardaşlar 

Gör neyledi zaman bizi 

Sel eyledi zaman bizi 

Can nice ayrılır tenden 

Ten nice ayrılır candan 

Ayak ayak nerdübandan (merdiven)

İn eyledi zaman bizi 

Gelin gidelim zecril'e 

Can kurban olsun asile 

Bir halden bilmez cahile 

Kul eyledi zaman bizi 

Kimi baydır kimi fakir 

Yaradan Mevla'ya şükür 

Ne akıl kodu ne fikir 

Del-eyledi zaman bizi 

Pir Sultan'ım döne döne 

Dolu içtim kana kana 

Şu yerde kim yana yana 

Dul eyledi zaman bizi”

Zecril: Gurbet, Dert, Çile, Sığınılacak Yer/Diyar

1480-1550 yılları arasında yaşamış Pir Sultan Abdal’ın bu sözleri günümüzle de çok uyumlu değil mi?

Yazı konumuz MEB ve 9. Bakan Sn. Yusuf Tekin…

Şimdi 25 yıl boyunca görev yapan MEB Bakanlarına bir bakalım, hangi meslekteymişler:

“Erkan Mumcu (Hukuk), Hüseyin Çelik (Akademisyen/Edebiyat), Nimet Çubukçu (Avukat), Ömer Dinçer (Akademisyen/İşletme), Nabi Avcı (Akademisyen/İletişim), İsmet Yılmaz (Mühendisi/Hukuk), Ziya Selçuk (Akademisyen/Eğitimci), Mahmut Özer (Akademisyen/Elektrik-Elektronik Mühendisi), Yusuf Tekin (Akademisyen/Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi)”

Her Bakanın görev süresi 2 veya 3 yıl. 9 Bakanın 2’si eğitimci. Oysa “eğitimin sorunlarını yine eğitimciler çözmelidir” Her gelen Bakan -sanki pati değişmiş gibi- eskisinin yaptığını beğenmemiş, Yard. dahil tüm Genel Müdürleri de değiştirmiş. Yani 9 Bakan 9 sistem ortaya konulmuş. Böyle devamlılık ve başarı sağlanabilir mi?

Elbette başarı sağlanamamış. Üstelik Sn.Cumhurbaşkanımızın, en büyük bütçeyi MEB’e ayırmasına rağmen… Sn. Erdoğan her Bakanı desteklemiş, eleştirmemiş ama sık sık değişim yapmış. Dolayısı ile iktidarı destekleyen medya ve köşe yazarları da her Bakanı desteklemiş, görevden alınınca da sessizliğe bürünerek, yeni Bakana “çok yaşa padişahım” demiş.

MEB Bakanı Sn.Tekin'in işi gücü polemik... Sürekli, siyaset yapıyor, muhalefeti –özellikle CHP’yi- eleştiriyor, cevap yetiştiriyor. Oysa 85 milyonun MEB Bakanı olması gerek. 

Sn.Tekin'i iktidar - elbette Sn. Erdoğan- hiç yalnız bırakmamış: 

Lisans: Ankara Üniv. SBF Kamu Yönetimi Böl. 

Y.Lisans/Dr.: Sivas Cumhuriyet Üniv. İktisadi ve İdari Bil. Fak. Kamu Yönetimi Böl. Siyaset ve Sosyal Bil. ABD/ 

Tokat Gaziosman Paşa Üniv. Öğretim Üyesi. 

Gençlik ve Spor Bak.Bakan Yard.

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniv., M.H.Başkanı. 

Ankara Hacıbayram Veli Üniv. Rektörü. 

Ak Parti’nin böyle bir sorunu var: Birisini tuttu mu -şanslı vatandaş- her yerde görev veriyor. Nasıl başarılıyor bilemiyoruz. Çünkü Bakanlara baktığınızda 5 ismin Ak Parti’de esamesi okunmuyor…

Y.Tekin polemik yapmayı çok seviyor demiştik. Ama, her söyleminde eski 8 Bakanı suçlar gibi. Birkaç örnek verelim:

1/ “Türkiye’de siyasi muhalefet, sırf laf olsun diye muhalefet yapıyor. Daha geçtiğimiz ay Japonya’dan bir heyet, Türkiye’de mesleki ve teknik eğitimde attığımız adımları yerinde görmek üzere geldi. Türkiye modelini inceliyorlar.”

Muhalefete “laf olsun diye konuşuyorlar” demek, kendi bildiği doğruları yaptığını, eleştirileri hiç dikkate almadığını gösteriyor. Sn. Bakan siz partili Bakan mısınız? Neden sürekli muhalefete söz söylüyorsunuz? 85 milyonun içinde her partiden seçmen var... Siz eğitimin sorunlarını çözmeye çalışınız... Vallahi yordunuz milleti.

2/ "Atatürk'e Mektup" yarışma prosedüründe eksiklikler var."

8 eski Bakan bu eksiklikleri görmemiş(!) 

3/ "Burası muz cumhuriyeti değil. Hukuki prosedüre uyarak iş yapan bütün sivil toplum örgütleri baş tacıdır" 

Her söyleminde eski 'Muz cumhuriyeti(!)' Bakanlarını suçluyor? Bakan hep genelleme yapıyor ama özne yok! Mesela ‘hangi STK 7 şartı beğenmeyip, biz istediğimiz gibi yaparız’ dedi? Açıklamalı! Ayrıca eski 

8 Bakan zamanında bu STK’lar böyle mi yapmışlar. Öyle ise 8’i de görevi suistimal etmiş olmaz mı? Bakın laf nereye geldi.

4/ Sn. Tekin o kadar çok reforma(!) yapıyor ki, eğitimcilerin başı dönüyor, bazılarının beyni yanıyor. İşte yeni bir reform(!) açıklaması: “Depo Okul” sistemiyle artık öğrenciyi değil, öğretmeni taşıyacağız. Belirlenecek okullarda görev yapan öğretmenler, bu okulun hinterlandında (yanlış kelime) yer alan, ihtiyaç duyulan başka okullarda da derse girecek.”

Bu açıklama, AK Parti’nin “reform” diye tanıttığı ve uyguladığı, köy okullarını kapatarak, öğrencileri taşımalı eğitime geçirdiği bir sistemin yanlış olduğunu göstermez mi? Çocuklar kobay mıydı? O zaman bu sistem doğru değil, öğretmeni köylerden almayın” eleştirileri hiç dinlenmemişti.

Sn. Tekin;“250–300 köyden öğrenciyi bir merkez okula taşıyoruz. Model tersine dönebilir. Öğrenciyi değil öğretmeni taşıyalım. Yaklaşık 2 milyon öğrenciyi taşıyoruz. 15 bin öğretmeni taşısak daha rasyonel olabilir” 

Günaydın demekten başka yapacak bir şey yok’

5/ Sn.Tekin: “Bizim yaptığımız mülakat sınavlarıyla ilgili adalet, hak ve hukuk ekseninde bir sıkıntı yok ama şurada haklılar: Yani o yarım saat içerisinde bu tespit edilemeyebilir, olabilir yani bu. O zaman biz ne yaptık? Millî Eğitim Akademisi ile bu uygulama eğitimini, teorik eğitimi ve uygulama eğitimini zamana yaydık. Yani yaklaşık bir yıllık bir periyoda yaydık.”

Bakan çok fazla TV'ye çıkıyor, kendini tanıtıyor, çok başarılı bir MEB Bakanı olduğunu kibirle söylüyor, ama burada olduğu gibi bazı gizli niyetlerini açığa vuruyor; "Biz yarım saatte anlayamadık, bir yıl içinde kim olduklarını göreceğiz". Müthiş!

6/Sn. Tekin: “Müfredatımızın içerisine çocuklarımızın dini inançlarını öğrenebilecekleri yeni dersler ekledik.”

Demek ki daha önceki yıllar yokmuş(!) 55 yaşında olan Bakan dini inançlarını Din Dersleri’nde öğrenmiş mi? Yoksa cemaatlerde mi? Eski 8 Bakanını –söylemleri arasında- çok fazla suçluyor…Ama, zaten onlar da cevap vermiyorlar. Ama, ailelerde zan altında, Sn. Tekin’e göre onlarda öğretememişler(!). DİB’e bağlı Kuran kurslarına gönderenlerde yazık etmiş çocuklara(!).

7/ Tekin, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne yönelik eleştirilere cevap verdi: "Güney Amerika'daki modeli getirdik deseydik alkışlayacaklardı ama Türkiye'ye özgü bir model inşa ettik deyince eleştiriyorlar."

Bu sözleriniz sadece demagoji... 

Hiç kimse getirdiğiniz MEB Akademisi’ne ve getirmeye çalıştığınız sisteme bu yüzden karşı değil...

Ama iktidar medyası yazarları her Bakanı gözü kapalı destekliyorlar. Eleştiri yok. Her şey mükemmel, tabii ki görevden alınıncaya kadar, sonra sessizlik…

8/ Sn. Tekin, “Sınavı kazanamadıkları için öğretmen olamıyorlar. Gidiyor, merdiven altında kurs açıyorlar.”

Yok artık, öğretmenler ve onları yetiştiren akademisyenler bu kadar aşağılanamaz…

9/ Sn. Tekin, “Mülakat konusunda şurada haklılar o yarım saat içerisinde bu tespit edilemeyebilir o zaman biz ne yaptık MEB Akademisiyle ile bunu zamana yaydık. 13 Nisanda başlayacak. Mülakat bitti”

Sn. Tekin’in bu açıklamasının tercümesi şöyle; “Yarım saatte adayları tanıyamadık, eleme mekanizmasını zamana yaydık, eğitimde ve yapılacak elemelerde daha iyi tanıyacağız” diyor.

Önce görüşümüzü söyleyelim:

MEB Akademisi yanlıştır ve israftır. 

Eğitim Fak. mezunlarının zayıflatılması ve atanma süreçlerinin 2 yıl daha ertelenmesidir.

Programlar açıklanmış özgün olmadığı, öğretmenlerin yeni güncel bilgilerle donatılmayacağı anlaşılmıştır.

Fakültede ders veren akademisyenin, MB Akademisinde farklı hangi bilgileri vereceği meçhuldür.

Öğretmenlik yapmamış, sınıfa girmemiş akademisyenlerin yararlı olamayacağı aşikardır.

Zafer Şahin (Milliyet) tweet atmış:

“Bak işte bu çok önemli bir tartışma. Her mezun öğretmen olabilir mi? Tıp bitince doktor olunuyor mu? Hayır. Staj diyorlar, ihtisas diyorlar. Pilot lisans alınca “uçur uçağı” diyorlar mı? Hayır. Simülasyon diyorlar, uçuş saati diyorlar. Ayrıca sadece eğitim fakülteleri değil, fen ve edebiyat fakülteleri mezunları da sınava giriyor. Öğretmenlere çocuklarımızı emanet ediyoruz. Yani geleceğimizi. Diğer mesleklerden çok daha fazla titizlenmemiz bence son derece doğru…”

Z.Ş. eğitimci değil, ama her akşam ekrana çıkınca kendilerini her konuda bilgisi olan kişi olarak görüyorlar. Ama, “eğitim-sanat-kültür” özel alanlardır.

Eğitimci dostumuz Cüneyt İltuş, Z.Ş.’e çok doğru ve güzel bir dille cevap vermiş;

“Eğitim, Kulaktan Dolma Bilgilerle Savunulmaz Sn.​Zafer Şahin’e cevap! ​ Öğretmen yetiştirme sürecinin mutfağından, pedagojik formasyonun zorluğundan ve o kürsünün ağırlığından zerre fikriniz yokken; öğretmen emeğini yok sayan, ekmeğine kan doğrayan bu "Akademi" fiyaskosunu savunmaya kalkmayın. ​ Bu akademiye alınacak öğretmenlerin, zaten üniversiteden mezun olmadan önce okullarda aylarca staj yaptığından, uygulama derslerini başarıyla tamamladığından bile haberiniz yok. Bilmediğiniz bir sistemin sözcülüğünü yapıyorsunuz. ​ "Akademi" bahanesiyle atama süreci uzatılırken, sınıflara öğretmenlik mezunu dahi olmayan kişilerin "ücretli öğretmenlik" adıyla sokulmasını neden görmüyorsunuz? Gidin araştırın; asıl skandal, liyakatli öğretmeni kapıda bekletip eğitimi ehliyetsiz ellere bırakmaktır. ​ Eğer derdiniz gerçekten gazetecilikse, bu sürecin neden yanlış olduğunu, eğitimin nasıl geriye gittiğini haykıran binlerce hocayı ve uzmanı dinleyip haber yapın. Ya da bu işi uzmanlarına bırakın, süreci tek taraflı güzellemekten vazgeçin. Öğretmen yetiştirmek istiyorsanız çözüm belli: Eğitim Fakültelerini güçlendirin, öğretmeni oyalamayın!"

Elbette sosyal medyada ve köşe yazılarında MEB Akademisi aylardır gündemdeki yerini korurken Eğitim Fak. Dekanları ve Akademisyenleri’nin suskunluğu da çok ilginç. KENDİ ALANINI VE Fakültesini korumayan bir kitle üzücü olsa gerek…

MEB Akademisi’nin ücretleri de açıklandı, ama “Yok artık” dedirtti.

Günlük konaklama ve yemek ücreti (30 gün): 28 500 TL. Verilen ücret tamamen konaklama ve yemeğe gidiyor… 32 bin TL ücretin 28.500 TL’si daha cebe girmeden geri alınıyor. Ankara ve İstanbul’da kalacak yer ve yemek desteği yok. Bu fiyatlara ev tutmak bile mümkün değil. 

Öğretmenlerimiz, bir yıl daha baba eline bakacak, çevresine borçlanacak! MEB Akademisi kapatılmalı, binaları ‘Hizmet İçi Eğitim Enstitüsüne dönüştürülmelidir…

Cüneyt İltuş yazmış: “GELECEK, ADALETLE İNŞA EDİLİR. ​Bir ülkenin yarını, gençlerinin kurduğu hayallerin ufku kadardır. O hayalleri diri tutan, toprağa can veren su gibi besleyen yegâne güç ise adalet duygusudur. ​Eğer bir genç, "Ne kadar çabalarsam çabalayım hak ettiğimi alamayacağım" demeye başlamışsa; orada sadece bireysel bir motivasyon kaybı değil, liyakatin, eşitliğin ve sistemin topyekûn iflası vardır. Kendi çocuklarına "imtiyaz", başkalarının çocuklarına "belirsizlik" reva gören bir düzen; sadece bireylerin hakkını değil, bir toplumun geleceğini tüketir. Unutulmamalıdır ki: Umut yoksa çaba azalır, Çaba yoksa üretim düşer, ​Üretim yoksa sağlam bir gelecek kurulamaz. Bir millet için en büyük yıkım, yetişen bir neslin sadece emeğinin değil; o emeğe, alın terine ve hakikate olan inancının yok edilmesidir.” 

Bu doğru ve gerçekçi sözler üzerine ne söylenebilir ki?!

Bu arada MEB Akademi programı da açıklandı. 

Tüm yaz boyunca dersler devam edecek görünüyor. Öğretmenler eşinden, çocuklarından ayrı bir yıl geçirecekler. Çok yanlış…

Merak ettiğimiz, Sn. Tekin’in, öngörüsü yüksek olan ve her bilgi akışında/yanlışta gereğini yapan Sn. Cumhurbaşkanımızı nasıl ikna ettiğidir.

Son söz: MEB’de acil değişim şarttır…


© Enpolitik