İNSAN EĞLENSİN, HAYVANLAR ALLAH’A EMANET
İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullar diye başlıyoruz başlamasına da sonrasında çok daha önemli bir sürü temel sorunu atlıyor, görmezden geliyoruz. İnsan, ekonomik koşullardan dolayı yarın hiç de içine sinmeyen işler yapmak zorunda kalır, pişman olur veya olmaz. Neticede iradesi vardır ve onu kullanır. Ancak iradesi dışında hiç de yapmak istemediği işlere mecbur bırakılan, hayatı birlikte paylaşmak zorunda olduğumuz, dünya var olalı beri birlikte olduğumuz canlılar var.
Kimileri ölesiye döğüştürülüyor, kimileri çatlayacasına yarıştırılıyor.
Kamu olarak da bunların bazılarına mevzuatlarla engel olabilirken bazılarını ise aksine teşvik bile ediyoruz. Yani hiç istemesem de develerin, boğaların birbirlerine ölesiye saldırmaları için düzenlenen törenlere, festivallere benim de vergilerimden kesilen paralar katkı sağlıyor.
Hayvanların yarıştırılması ve dövüştürülmesi insanlık tarihinin oldukça eski dönemlerine kadar uzanıyor. Kimi zaman eğlence, kimi zaman güç gösterisi, kimi zaman da ekonomik kazanç ve bahis amacıyla meydanlara sürülüyorlar bu masumlar. Ancak tarih boyunca bu faaliyetlere karşı ahlaki eleştiriler de eksik olmamış, modern dönemde ise birçok ülkede ciddi yasal sınırlamalar getirilmiştir. Mesela yüce dinimizin kitabında Enam Suresi 38. Ayetinde: “Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere Yeryüzünde hepsi sizin gibi ümmetlerdir” denmekte.
Hayvanlara yapılan bu eziyet verici uygulamaların ilk örneklerini Mezopotamya, Antik Mısır, Çin ve Hint uygarlıklarında görüyoruz. Sonra atın evcilleştirilmesiyle birlikte yarış kültürü doğuyor ve savaş için yetiştirilen atlar zamanla insanın eğlencesi olmak üzere birbirleriyle yarıştırılmaya başlanıyor. Hayvanların dövüştürülmesi denildiğinde ise en dikkat çekici dönemin Roma olduğunu görüyoruz. Roma arenalarında boğalar, aslanlar, ayılar, köpekler ve kaplanların birbirleriyle olduğu gibi insanlarla da dövüştürüldüklerine tarih şahitlik yapmıştır. Maksat tamamen........
