Üst mahkeme değil, ama bağlayıcı
Bu nedenle Mehmet Uçum’un AİHM kararlarının usulen bağlayıcı, esas bakımından ise bağlayıcı olmadığı yönündeki yaklaşımı, Sözleşme metninde karşılık bulmamaktadır.
Bir mahkeme kararı eleştirilebilir. Gerekçesi zayıf bulunabilir, benimsediği yorumun sınırları tartışılabilir, hatta kararın siyasi ve toplumsal etkileri sorgulanabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de eleştiriden muaf değildir. Fakat eleştiri ile bir devletin üstlendiği hukuki yükümlülüğü yok saymak aynı şey değildir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin 25 Ağustos 2026 tarihli Kavala/Türkiye (No. 2) kararı, Türkiye bakımından bu ayrımı yeniden gündeme getirdi. Mahkeme, 15’e karşı 2 oyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin birden fazla hükmünün ihlal edildiğine karar verdi. Üstelik yeni karar, yalnızca geçmişteki tutukluluk tedbirini incelemekle yetinmedi; 2019’dan sonra devam eden özgürlükten yoksun bırakmayı, ceza yargılamasının adilliğini, mahkûmiyet hükmünü ve koşullu salıverme imkânı bulunmayan ağırlaştırılmış müebbet cezasını birlikte değerlendirdi.
Mahkeme, Türkiye’nin Kavala’nın mümkün olan en erken tarihte serbest bırakılmasını sağlaması ve mahkûmiyetin doğurduğu sonuçları ortadan kaldıracak uygun tedbirleri gecikmeksizin alması gerektiğini belirtti. Mahkûmiyetin, Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaştı. Kararın kapsamı ve hükmedilen tedbirler, AİHM’nin yayımladığı resmi karar özetinde açıkça ortaya konuluyor.
Ancak burada önemli bir hukuki ayrımı gözden kaçırmamak gerekir: AİHM, Türk yargı teşkilatının üzerinde yer alan bir istinaf veya temyiz mahkemesi değildir. Türk mahkemelerinin kararlarını Yargıtay gibi doğrudan bozmaz; ulusal mahkûmiyet hükmünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mehmet Uçum’un “AİHM bir üst mahkeme değildir” şeklindeki tespiti, bu sınırlar içinde doğrudur.
Sorun, bu doğru tespitten çıkarılan sonuçtadır.
AİHM’nin üst mahkeme olmaması, kararlarının Türkiye bakımından bağlayıcı olmadığı anlamına gelmez. Çünkü kararların bağlayıcılığı yargısal hiyerarşiden değil, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğmaktadır.
Bağlayıcılığın kaynağı AİHS’nin 46. maddesidir
AİHS’nin 46/1. maddesi, taraf devletlerin taraf oldukları davalarda verilen kesinleşmiş AİHM kararlarına uymayı taahhüt ettiklerini açıkça düzenlemektedir. Hükümde, kararların yalnızca “usul yönünden” bağlayıcı olduğu, esasına ise devletlerin veya millî mahkemelerin dilerse uyabileceği yönünde bir ayrım bulunmamaktadır.
Bu nedenle Mehmet Uçum’un AİHM kararlarının usulen bağlayıcı, esas bakımından ise bağlayıcı olmadığı yönündeki yaklaşımı, Sözleşme metninde karşılık bulmamaktadır. Bir kararın bağlayıcı olduğunu kabul edip kararın tespit ettiği ihlalin ve gösterdiği giderim tedbirlerinin bağlayıcı olmadığını söylemek, bağlayıcılık kavramını büyük ölçüde içeriksiz bırakır.
Elbette AİHM kararlarının bağlayıcılığı sınırsız ve soyut bir üstünlük anlamına gelmez. Karar, öncelikle davanın tarafı olan devlet ve somut başvuru........
