menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lüksün yeni tanımı: Sessizlik

20 0
19.05.2026

Eskiden lüksün bir tarifesi, herkesçe kabul görmüş bir faturası vardı: Boğaz’a nazır yükselen bir beton kütlesi, kapıda kör bir parıltı, kolda milyarlık bir mekanik düzenek... Güç, dışarıya saçılan, etrafı sağır eden bir gürültüden ibaretti. Ne kadar çok bağırırsan, ne kadar çok sergilersen o kadar varsın sanılırdı. Şimdi çağın derisi değişti, o eski vitrinler çöktü.

Artık gerçek lüks; ulaşılmaz olmaktır. Ulaşılmaz olmanın lüksü telefonun o zehirli ekranına gömülmeden, parmakların o cam yüzeyde delicesine gezinmediği; sosyal medya bildirimleri, e-postalar ve sürekli çevrimiçi olma ihtiyacıyla bombardımana tutulmadan geçen sakin bir akşamdır. Gerçek özgürlük ise kimsenin sizden bir parça koparamaması, o adına "acil" denilen illüzyonlarla, başkalarının yarattığı suni krizlerle zihninizin yağmalanmamasıdır.

Yeni çağın en pahalı şeyi para değil; kafanın susmasıdır.

Çünkü modern insan cebinden değil, ruhundan iflas etti. Banka hesapları şiştikçe, metrekareleri daralan zihinler, ekranların kölesine dönüştü.

Ruhun Yeni Esareti: "Her An Erişilebilir" Olmak

Eski dünyanın insanı bacağını, kolunu, sırtını yorardı; toprağı kazar, taşa şekil verir, bedeniyle bedel öderdi. Akşam olup güneş çekildiğinde o yorgunluk dururdu. Şimdikiler ise doğrudan varoluşunu, bilincini yoruyor. Üstelik bildirimler, alarmlar ve hatırlatıcıların neden olduğu bu yorgunluğun bir mesai saati de yok. Sabah daha gözünüzü açmadan, yataktan tek bir uzvunuzu bile çıkarmadan dünyanın bütün pisliği, cevapsız mailler, WhatsApp bildirimleri, başkalarının bitmeyen talepleri ve küresel kaos avucunuzun içine boşalıyor. Güne bir "günaydın" ile değil, çözülmesi gereken onlarca yabancı problemle başlıyorsunuz. Akıllı telefonlar sürekli bir aciliyet duygusu içinde kendi ritimlerini dayattıkça, insan artık kendi zihninin içinde mutlak bir ev sahibi olmaktan çıkıp, her an kapısı alacaklılarca çalınan sığıntı bir kiracıya dönüşüyor.

Bütün bunlar akla Marx'ın 1844 tarihli Ekonomik ve Felsefi El Yazmaları'ndaki teorisini getiriyor. Marx’ın teorisinde üretim zincirinin başındaki makine ritmi belirliyor, bir orkestra şefi gibi temposunu insan işçilere dikte ediyor ve işçilerin, ne kadar acı verici olursa olsun, bu tempoya ayak uydurmaktan başka........

© Elips Haber