menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO 3.0 Ankara'da inşa ediliyor

46 0
07.07.2026

Ankara'da bugün başlayacak ve iki gün sürecek NATO Liderler Zirvesi tarihi bir toplantı olmaya aday; zirvede, Soğuk Savaş sonrası kurulan güvenlik mimarisinin resmen değiştiği ilan edilerek, yeni dönemde NATO'nun da nasıl evrileceği duyurulacak. İttifak'ın Ankara zirvesinde şekillenecek yeni dönemi "NATO 3.0" kavramıyla açıklanıyor. NATO'nun ilk dönemi, Sovyetler Birliği'ni çevrelemeye odaklanan Soğuk Savaş yıllarını kapsayan NATO 1.0 dönemiydi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla başlayan yaklaşık otuz yıllık süreç ise NATO 2.0 olarak tanımlanıyor. Bu dönemde Avrupa kıtası İttifak'ın üzerine kurduğu koruma şemsiyesinin tadını çıkardı, savunma harcamalarını azalttı, ordularını küçülttü ve güvenliğinin önemli bölümünü ABD'nin askeri kapasitesine bıraktı. Ankara'da ise Avrupa'nın "güvenliğini ABD'ye ihale ettiği" o dönem kapanıyor ve Avrupalılar'ın kendi güvenliklerinin sorumluluğunu aldığı yeni "NATO 3.0" dönemi başlıyor. Dolayısıyla Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, yalnızca yeni savunma hedeflerinin açıklandığı bir toplantı olmayacak. Bu zirve, Soğuk Savaş sonrasında kurulan güvenlik düzeninin sona erdiğinin ilanı anlamına geliyor. Artık Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde ABD'ye bırakan eski modelden uzaklaşıyor. Savunma sanayiini büyüten, üretim kapasitesini artıran ve savaş ekonomisine uygun hazırlık yapan yeni bir Avrupa inşa edilmeye çalışılıyor.

NATO 3.0 manifestosu; neler değişecek?

Ankara Zirvesi öncesinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin The Economist için kaleme aldığı ortak makale, aslında yeni dönemin manifestosu niteliğinde. Verilen mesaj oldukça açık: "Avrupa artık güvenliğini başkalarına ihale edemez." Başka bir ifadeyle Avrupa, savunmasını yeniden kendi omuzlarına almak zorunda. Washington uzun yıllardır Avrupalı müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması yapmalarını istiyordu. Ancak artık yalnızca "burden sharing" yani külfetin paylaşılması değil, "burden shifting" yani külfetin tümüyle Avrupa'ya devredilmesi konuşuluyor. Reuters'ın ulaştığı NATO Zirvesi taslak bildirisinde yer alan "Daha güçlü NATO içinde daha güçlü Avrupa" ifadesi de tam olarak bu anlayışı yansıtıyor. NATO 3.0'ın hayata geçirilmesi ile birlikte, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını zaman içinde azaltması, bazı kritik kabiliyetlerini Hint-Pasifik başta olmak üzere başka coğrafyalara kaydırması bekleniyor.

Yeni Avrupa militarizminin manifestosu; "Savaşı önlemek için hazır olmak..."

Von der Leyen ile Rutte'nin ortak makalesindeki "Savaşı önlemek istiyorsak savaşa hazır olmalıyız" cümlesi de önemli. Bu yaklaşım, Avrupa'nın yeni caydırıcılık doktrininin, kısacası Avrupa militarizminin manifestosu niteliğinde.

Bu çerçevede hedef olarak; ■ Avrupa'nın savaş ekonomisine uygun üretim kapasitesi oluşturması belirleniyor. Makaledeki "daha fazla, daha hızlı ve daha ucuza üretim" vurgusu bunun özeti gibi özellikle öne çıkarılıyor. ■ Sadece klasik savunma şirketlerinin değil, otomotivden elektronik sektörüne kadar sivil sanayinin de savunma üretimine entegre edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Yeni dönemde fabrikaların gerektiğinde mühimmat, elektronik sistem, drone bileşeni veya askeri ekipman üretebilmesi hedefleniyor. ■ NATO 3.0 çerçevesinde, İttifak üyelerinin savunma sanayisinde işbirliğini arttırarak, kendi kendine yeten bir sistem oluşturulması da amaçlanıyor.

Düşmanlar değişmedi; Çin, Rusya ve İran

Makalede Rusya'nın savaş ekonomisine geçtiği, Çin'in askeri kapasitesini hızla büyüttüğü, İran'ın Rusya ile savunma iş birliğini geliştirdiği ve Kuzey Kore'nin bu hatta dahil olduğu vurgulanıyor. Dolayısıyla Avrupa'nın bakışına göre artık geçici bir kriz değil, uzun süreli bir stratejik rekabet dönemi başladı.

"Oslo'dan Ankara'ya" yeni savunma hattı...

Ortak makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise ortaya konulan coğrafi tanımlama; Rutte ve Von der Leyen makalede, "California'dan Kiev'e, Kopenhag'dan Varşova'ya, Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattını tarif ediyorlar. Bu ifade, Türkiye açısından sembolik olmaktan çok daha büyük anlam taşıyor, çünkü Ankara ilk kez Avrupa'nın yeni savunma üretim zincirinin doğal halkalarından biri olarak tanımlanıyor. Bu vurgu, birkaç hafta önce yapılan açıklamalarla birlikte okunduğunda ise dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kısa süre önce Avrupa'nın güvenliği açısından Rusya, Çin ve İran'ın yanı sıra Türkiye'nin de çeşitli riskler oluşturduğunu savunan değerlendirmelerde bulunmuştu. Aradan geçen kısa sürede ise aynı Von der Leyen'in, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte kaleme aldığı makalede Türkiye'yi Avrupa'nın yeni savunma mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak "Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattının içinde tanımlaması, jeopolitik önceliklerin ne kadar hızlı değişebildiğini gösteriyor. Bunun temel nedeni ise Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu yeni gerçeklik. Ukrayna savaşı, hızla eriyen mühimmat stokları, artan savunma harcamaları ve ABD'nin Avrupa'daki yükünü azaltma isteği, Brüksel'i ideolojik tartışmalardan çok üretim kapasitesine odaklanmaya zorluyor. Üstelik son yıllarda Türkiye'nin geliştirdiği İHA ve SİHA teknolojileri, elektronik harp sistemleri, mühimmat üretimi, zırhlı araçlar ve hava savunma projeleri, Avrupa'nın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu alanlarla büyük ölçüde örtüşüyor. Bu nedenle savunma sanayii, uzun yıllardır siyasi krizlerin gölgelediği Türkiye-Batı ilişkilerinde yeni ortak payda olmaya aday görünüyor. Jeopolitik zorunluluklar, tarafları yeniden aynı masaya oturtuyor.

Türkiye için fırsatlar

NATO 3.0 Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Türkiye yalnızca NATO'nun Güney Kanadı'nın askeri merkezi değil; aynı zamanda Karadeniz, Kafkasya, Orta........

© Ekonomim