Bu 19 Mayıs sabahında geleceği nasıl inşa edeceğimizi düşünelim
Bizim çıkardığımız sonucu şöyle özetleyebiliriz: Osmanlı İmparatorluğunun en uzun yüzyılında imparatorluk düzeninin değişmesine, Batı’nın belirleyici gücüne karşı direnen ve kendi yeni normalini yaratacak olan düşünceler yayılmış ve bir “iç güç tabanı” oluşmuştur.
Büyük değişim ve dönüşümler, büyük tehlikeler kadar büyük fırsatlar da yaratır. Dünya genelinde yaşanan büyük dönüşümde değer yaratma zincirinde doğru konumlanarak saygın bir toplum olmayı sürdürmek istiyorsak, zayıf yönlerimizi hızla tasfiye etmeliyiz.
İnsanlık tarihinin değişmez sorunlarından biri de “güçlerin yükselişi ve çöküşü” gerçeğidir. Güçler etki alanı genişledikçe “baskın güç” olma eğilimi de güç kazanır. Baskın güç alan genişlettikçe egemenlik kurulan kitlelerin farklılıkları artar; katmanlaşmalar oluşur ve iç ayrışmalar şiddetlenir; önce zihinsel planda “hakkı yenmişlik” duygusu yakın arkadaşlardan başlayarak yayılır; sonunda “ortak isteğe” dönüşür; kendi “lider kadrolarını” yaratır; iç koşullar oluşup, dış koşullardaki gelişmeler de “destekleyici etki” yaratırsa topluluk ya da toplumlarda yeni arayışın yaşama taşınması eylemlere; uygulamalara; çoğu zaman çatışmalara da dönüşür. Bir önceki “normal koşullar” altüst oluşlar yaşar; toplumsal ilişkilerde çözülmeler hızlanır; ama yeniden örülme süreçleri de kaçınılmaz olarak “yeni normal” arama yolculuğunda yol arkadaşlarını artırmak için çabalar.
Ayşe Zarakol’un Koç Üniversitesi Yayınları arasında çıkan “Yenilgiden sonra/ Doğu Batı ile Yaşamayı Nasıl Öğrendi” kitabı, uluslararası siyaset bağlamında, toplumlarda normal koşulları tanımlayan standartlar, lekelilik, yerleşikler- dışardakiler, kendini savunma pozisyonları gibi oluşumlarda “kuramsal çerçeve” sunulduktan sonra Türkiye, Japonya ve Rusya örnekleriyle tarihsel saha gözlemleriyle kanıtlar üretir.
İÇERDEKİ GÜCÜN ETKİSİ
Ülkemiz ve insanımız odağından baktığımızda, Kurtuluş Savaşı önderlerini motive eden temel gücün ne olduğunu siyaset biliminin iki temel kuramsal çerçevesiyle bakabiliriz: Birisi “sopa-kalkan”, diğeri de “lekeli” olma. Sopa-kalkan ilkesi, bir güç çevresine baskı yaptıkça zayıf olanların iki sopaya bir tahta çıkarak kalkanla kendini savunması, savunmaya geçenlerin çoğalarak egemen gücü yıkmasını anlatır. Siyaset bilimi üzerine yapılmış çok sayıda araştırma, sopa- kalkan ilkesinin aşiretler, topluluklar ve toplumsal örgütlenmeler düzeyinde geçerli olduğunun kanıtlarını sunar. Osmanlı’nın gerileme ve çöküş sürecinde dış güçlerin sürekli baskıları karşısında, toplum önderlerinin kalkan oluşturma çabalarını düşünceden eyleme taşınmasını gözlemleriz. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını, onların arkasında yer alan örgütlenmiş güçlerin arayışlarını besleyen etkenlerden biri, imparatorluğun sürekli hırpalanması, toprak kayıpları, imparatorluk topraklarında ulus devletlerin kurulmasıdır. Yönetici elitlerde tedirginliği artırdıkça, kurtuluş ve yeniden ulusu inşa etmenin yol ve yöntemlerini de arayan “iç güçleri” oluşturmuş; yazılı ya da........
