menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nerede o eski bayramlar… Yoksa mesele bayram değil mi?

4 0
21.03.2026

Gençlerin duymaktan belki sıkıldığı belki de bir yaş turnusolü olan o cümle: “Nerede o eski bayramlar”

Türkiye’de klişe olmaktan öte bir ekonomik gösterge de haline geldi. Çünkü bu cümle sadece duygusal bir özlemi değil, aynı zamanda ekonomik birçok değişimi, alım gücünde erimeyi, gelir dağılımındaki bozulmayı ve yaşam standartlarındaki dönüşümü anlatıyor.

İnsanlar çoğu zaman geçmişi olduğu gibi hatırlamak yerine “seçici hafıza” ile zor taraflarını yontabilir ya da iyi anları büyütür. Bunu genelde finansal tarafta “herkesin kazandıklarını” anlatmasıyla örneklendirebiliriz.

Son yıllarda ise geçmişe özlemin durumu biraz daha farklı. Çünkü bu nostaljinin arkasında sadece psikoloji değil, veriler de var.

Örneğin 10-15 yıl önce alım gücü, iş durumu ya da kazanç düzeyleri farklıydı. Bir bayram alışverişi, ortalama maaşın daha küçük bir kısmını oluşturuyordu. Nostaljik söylemlerdeki sorun “sosyolojik” özlemlerden ziyade; “ekonomik” özlemleri de içermeye başladı.

Sosyolojik değişimleri içeren değişimlerin de yoğun olduğu yıllarda bulunduğumuz için bu kavramların birbirine karışması da çok normal olabiliyor ki ekonomiyi de sosyal olarak ayrıştırmak çok sağlıklı değil.

Bayramın ekonomisi vardır. Şeker, çikolata, kıyafet, tatil ya da memlekete yolculuk gibi…

Her biri tüketim kalemi olan bu kültürde baklavadaki cevizin kilosundan, çocuklara verilen harçlıklara, tatil ücretlerinden, akaryakıt ücretlerine. Her kalem pahalandıkça, hisler de değişiyor. Çünkü insanlar sadece bayramı yaşamıyor, aynı zamanda onu “finanse” de ediyor.

Bayramın sosyolojisi de vardır. Sosyal medyada gençlerin en çok şikâyet ettiği eğitimleri, iş hayatları ya da medeni durumlarına yönelik soruların dahi “ekonomik” karşılıkları var.

2009 yılında evlilik oranlarıyla 2025 karşılaştırmasına bakıldığında evlenmemeyi tercih edenlerin ya da boşanmaların arttığını görebiliriz. Sadece bayramda görülen akrabalara bunu açıklamak da sosyolojik ya da psikolojik bir olgu oluyor.

Bayramda “İşe başladın mı?” diye sorulan yeni mezun bir gencin iş bulma oranı 2014 ile 2026’da oranı “geniş tanımlı” işsizliğe bakıldığında çok değişmiş görünüyor.

Bayramda çalışmaya başladığı için artık harçlık verme sırasına geçenlerin kazandıkları daha iyi olabiliyordu. İşe başlayanların ya da çalışanların daha çoğu asgari ücret etrafında kazanıyor.   

Bayramda ikram edilen çikolatayı almak da daha zorlaşabiliyor. Asgari ücretli 2020'de -ki pandemide bayramlaşma yok denecek seviyedeydi- aldığı 86 kutu çikolata yerine şimdi 75 kutu çikolata alabiliyor. 

Türkiye’de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, özellikle dar ve orta gelir grubunun harcanabilir gelirini ciddi şekilde aşındırdı.

Bayram gibi sosyal buluşmalar hem “lüks” haline hem de sorgulamalardan kaçma hissi yaratmaya başladı.

Eskiden çocuklara harçlık vermek doğal bir durumken, bugün birçok kişi için planlanması gereken bir gider haline geldi.

En düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 2001 yılında 1,75 olurken, 2026’da bu oran 0,71’e gerildi. Haliyle kapıya gelen çocuklar değil, akrabaların çocukları da değil bir emekli için kendi torunlarına harçlık vermek de zorlaştı.

“Nerede o eski bayramlar” aslında günümüzde nostalji kadar, geçmişin daha öngörülebilir ekonomisini, refahını, alım gücünü, hesap verilebilirliğini de içeriyor. Kısaca özlenen şey bayramın kendisi değil, ekonomik istikrarının yarattığı rahatlık hissi olabiliyor. Yaş ile bağlı olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor. 


© Ekonomim